Müthiş bir yaklaşım, müthiş bir yorum, o kadar sisin arasında derin bir netlikle aranan parçalara ulaşmak ve etkileyici, orijinal bir son. Son aylarda okuduğum en derin, en güzel kitap. Tam da düşündüklerime değinmiş olması, bütün bunları akıcı bir olay örgüsünde çok orijinal bir şekilde aktarmış olması Marcel Beyer'in benzersizliğini kanıtlıyor. Her cümlenin ardından sonra sonra diyerek olayı merak ederken, bir paragrafı üzerine saatlerce düşünüp incelemeler yapabildiğim nadide bir eser. Bittiğine üzüldüm, ama sonuna değil. Ses üzerine siz de düşünüyor ve bir başkasının ne düşünebildiğini görmek istiyorsanız veya daha önce hiç "ses" üzerine düşünmediyseniz mutlaka incelemelisiniz.
Bir sese nasıl aşık olurken aslında o ruha aşık olunduğunu bu kadar net önüme koyan başka hiçbir eser olmamıştı. Etkileyici bir sesin neden etkili olduğunu aslında arka kapakta da yer bulan "Ruh denen o ele avuca gelmez şeyin bulunduğu yerin insanın sesi olduğu boşuna söylenmemiş." ifadesiyle ilk defa değinen Beyer, aslında -tam da merak ettiğim üzere- tüm hikayeyi bu aşk üzerine kurmuş.
Daha önce Naziler, ll. Dünya Savaşı hakkında çok eser okudum, çok belgesel izledim ama hiçbiri bu kadar kısa değildi, hiçbiri bu kadar farklı bir bakışla ve çok yönlü ele alınmamıştı. Çok etkileyici bir eser hatta çok etkileyici bir yazar karşısındasınız.
Sese aşık olan, sesi düşünen, sesi merak eden ve sesi daha önce hiç düşünmemiş herkese bu eseri kaçırmayın diyorum. YarasalarMarcel Beyer
Çağdaş Alman edebiyatının en önemli yazarlarından Marcel Beyer, kendisine 1995 Ingeborg Bachmann Ödülü'nü kazandıran Yarasalar adlı romanında ülkesinin karanlık geçmişiyle hesaplaşıyor. Yarasalar, Nazi iktidarının ihtişamlı iktidarını ilan eden marşların savaş çığlıklarına, acı dolu hıçkırıklara karıştığı esaslı bir senfoni dinletiyor okura. Nazi dünyası üstüne, soykırım üstüne, II. Dünya Savaşı üstüne, Almanya’nın yakın tarihiyle hesaplaşması üstüne dokunaklı sözler fısıldıyor kulaklara (Arka kapaktan)
Günümüz Alman edebiyatının önemli ayaklarından olan Beyer; tıpkı yine bir Alman Suskind'in kokulara olan takıntısı gibi seslerin çekiciliğine kulak vermiş eserinde. 2.dünya savaşı Almanya'sında kurgulanan kitaptaki vurgular oldukça sarsıcı doğrusu, hani Kafka'nın bahsettiği 'okuyucuyu sarsmalı' söylemi gibi.
Kitapta iki anlatıcı var: İlki, gecenin sessizliği ile karanlığa ve seslere aşık akustik ses uzmanı Karnau, diğeri Hitler'in gözde propaganda konuşmacılarından radyocu ve çapkın Arı ırk bir baba ile arada senatoryumda yatacak kadar hasta, pek çol dil bilen eğitimli bir annenin 6 küçük çocuğundan en büyükleri 15'li yaşlarda Helda. Eser; savaşın son zamanlarına kadar, Karnau'nun yüksek sesler ile insan algısı üzerine tezleri arasında cephede ve nihayet insan üzerine yapılan projelerde görev almasıyla sürerken bir yetkili olarak tanıştığı kişinin çocukların büyüğü Helga'nın ağzından ise, bir çocuk gözüyle savaş şartları ve büyüklerin davranış gözlemleriyle devam ediyor. İnsanların Ses Rengi Haritası 'nı çıkarmak isteyen ve bu yolda evinde domuz ile at kafalarıyla ses telleri araştırması yapan Karnau, günün birinde yaptığı bir sunumdan sonra kendini; insanlar üzerinde araştırma yapan ve rejimin güvendiği, konuşmayan Sağır Dilsizler Taburu üzerinde gırtlakları
Bu güne kadar ikinci dünya savaşı ile alakalı, özellikle de Naziler ile alakalı pek fazla kitap okumadım açıkçası. Bu kitabı da okuduğum başka bir kitapta içinde ilginç bir anlatımı olduğunu söylediği için aldım. Gerçekten de ilginç bir anlatımı var çünkü fark ettiğim kadarıyla romanı üç farklı karaktere, romanın akışını kaybettirmeden anlattırmış yazar.
Kitap, 2’nci Dünya Savaşında, Nazilerin sıradışı deneylerinden sadece biri olan seslerle ilgi yaptıkları deneyleri romansı bir dille okuyucuya sunuyor. Romandaki ismi geçen karakterler, Eğer biraz da hakimseniz konuya, romandaki karakterlerin sonlara doğru(yazar inkar etse de) kim olduklarını anlıyorsunuz. Kitap kritiği konusunda iyi değilim umarım anlatmışımdır sizlere. Değişik tarzda okumalık arayanlara tavsiyemdir.
Sesle ilgilenen herkesin okuması gereken bir kitap. Ancak sesle alakanız yoksa bu kitap için bilmeniz gereken, II. Dünya Savaşı ve Nazi döneminin acılarını ses tasvirleri ile insanlara daha net anlatmaya çalışmış yazar. Ses ile başlayıp ses ile bitiyor tüm hikaye. Savaş anıları, insanların kullanılmaları, bilim-siyaset ilişkisi odaklı ses ve kayda dair bilgileri bir arada bulduğunuz bir kitap.
Hitler dönemini film izleyerek anlamaya çalışırdım genelde. Bu bambaşka , iyi ki almışım.Yazarın ses tellerimiz hakkında yazdığı bölüm beni çok etkiledi . Sonunu merakla bekliyorum...
1965 doğumlu. İlk romanı Menschenfleisch (İnsan Eti) 1991'de çıktı. Yarasalar ile, Klagenfurt'ta düzenlenen Ingeborg Bachmann Yarışması'nda ödül kazandı.