Toplumun kuralları, sınıf sistemi ve katı ahlak anlayışı insanların gerçek mutluluğunu ve potansiyelini yok edebilir. Hardy’nin Jude'u bu tezin kanıtıdır. Yetim ve öksüz büyüyen, akademiye girme arzusuyla çok okuyan Jude, yoksul olduğu ve aklı odağından kaydığı için bir taş ustası olarak hayatını idame ettiriyor. Büyük teyzesinin söylediği üzere ailenin geçmişinde yapılan hiçbir evlilik mutluluk getirmediği için Jude'un da bu taraftan uzak durması gerekirken kandırıldığı ve hayallerinden kat be kat uzaklaşacağı başarısız bir evlilik yaşıyor. Arabella, akla gelebilecek her kurnazlığı yapan tehlikeli bir kadın. Ama nihayetinde Jude kendi yoluna gitmeyi başarıyor, daha iyi mi yoksa daha kötü mü olduğu tartışılır.
Akademisyen olma arzusundan tamamen uzaklaşan Jude, bu kez de kuzeni Sue'nun çekimine kapılıyor. Viktorya dönemi olmak üzere hala da hoş karşılanmayan bu ilişkinin savunduğu iki hayat çöküşü de beraberinde getiriyor. Jude'un en başta okumaya olan aşkı ile bu yönde kendisini geliştiren bir adam olmasını çok isterdim, hayatı boyunca bedeni ve ruhu arasında sıkıştı, arzuları ağır basarken kendisini nasıl bir yıkımın içerisine sürüklediğinden bihaber hoyratça yaşadı. Öte yandan Sue, okurun karşısına ilk çıktığında daha feminen, güçlü ve aklı başında bir genç kadın izlenimi vermişti ama hemcinsine, evliliğe dair görüşleri ve herkesi felakete sürükleyen ana unsur olmasından ötürü en kızgın olduğum karakter. Hardy’nin romanlarında sürekli görülen “kader insanın hayatını nasıl kırar?” teması var. Hatta bazı eleştirmenler onu edebiyatın en acımasız kader yazarı olarak tanımlıyor. İçimi yakan bir olay vardı ki romanda en üzüldüğüm yerdi. Dönemini başarılı yansıtan, yazardan okuduğum beşinci roman Adsız Sansız Bir Jude.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Bazı olaylar hayatımız üzerinde öyle güçlü bir etki bırakır ki, kavraması bile neredeyse imkânsızdır. İlk çocuğunuzun doğumu. Ya da ölüm döşeğindeki bir sevdiğinizin parmaklarınızın arasından kayan eli."
Tarihte bazı olaylar var ki sırrını korumakla birlikte gerçekleri açığa çıkarma yolunda hiçbir zaman unutulmaz. Rusya'nın son çarı II. Nikolay'ın tahttan indirilmesinin ardından eşiyle birlikte beş çocuğu ile birlikte önce ev hapsine alınması ve ardından Yekaterinburg şehrindeki Ipatlev Evi'nde infaz edildi. Bolşevik yönetimi, monarşi yanlılarının Romanov ailesini kurtarıp yeniden tahta çıkarma ihtimalinden korktuğu için aileyi ortadan kaldırdılar. Uzun çalışmalar ve kazılar sonucunda ailenin bedenlerine ulaşıldı ama eksik bulgular sonucunda yaşayan aile ferdi olabileceği şüphesi oluştu. Ailenin küçük kızı Anastasia yaşıyor olabilir mi?
Araştırmacı Laura Patlov, Romanov İnfazı'nın henüz keşfedilmemiş sırlarını ve gerçeklerini ortaya çıkarmak için Yekaterinburg'a geliyor. Laura'nın günümüz zaman diliminde başlattığı çalışmalar geri kalanında tarihi olayları kavramak adına geçmiş zaman diliminde anlatılıyor. Bir tarafta Vladimir Lenin liderliğinde Romanov ailesini esir alan Bolşevikler, öte tarafta aileyi kurtarmak için stratejiler kuran aile dostları. Bu trajedi içerisinde aşklar, intikamlar, ihanetler ve insanlığın en karanlık yüzü var. Hele okurken Çeka’ya bağlı silahlı muhafızların aile için kullandıkları kelimeler ve düşünceler kanımı dondurdu. Yaşananların ve kararların bedelini çocukların da ödemesi yüreğime taş oturdu. Öylesine canice detaylar var ki olaylar farklı olsaydı ve kurulan planlar başarıya ulaşsaydı sonrasında neler olurdu diye düşünmeden edemedim.
“Romanov Komplosu”, yalnızca bir tarih anlatısı değil; ihanetin, gücün ve gerçeğin izini süren soluksuz bir yolculuk. Okurunu saray entrikalarının, devrim gölgesinin ve karanlık sırların içine çeken bu hikâye, geçmişin aslında hiç kapanmadığını kanıtlıyor. Not alarak ve uzun zamana yayarak okudum, sizlere