Kitap Notları

Kitap Notları
@kitap_notlari
Okumak, daima!
“Karlı Kuş Yuvası”
10/10
·480 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 07:49
Yaklaşık 20 yıl önce okuduğum Yarın Yapayalnız’ı tekrar okudum. Aradan bunca zaman gelmemiş gibi. Soprano Handan Sarp’ın terzi kızı Elem’e duyduğu büyük aşk ekseninde (bu karşıtlıklar evreninde) toplumun çelişkili yönleri delik deşik ediliyor. Bireyselden toplumsala, oradan da kapkara bir yalnızlığa gidip gelen satırlar… Onlarca çiçek adı, onlarca eser adı, onlarca film adı eşliğinde… Selim İleri’nin kendine en yakın eserlerinden biri olduğunu bildiğim Yarın Yapayalnız, yazıldığı günden beri hiç eskimedi. Post modern duyumsayışları kıskıvrak yakalayan İleri, Reşat Nuri’nin “Çalıkuşu”su ile birlikte eserini bize okutuyor. Ne zaman bir Selim İleri romanı bitirsem kalbim yanar. O acıları ben çekmişim, o hisleri ben duymuşum gibi. Altını çizdiğim cümlelere yıllar içinde dönüp bakmıştım. Ömrüm oldukça da bakacağım. Sizi iyi ki tanıdım Selim Bey. İmzalı bir kitabınız, birlikte çektirdiğimiz bir fotoğrafınız bende ömürlük bir hatıra. “Hangimizin gönlü karlı kuş yuvası değil ki?”
Yarın YapayalnızSelim İleri · Everest Yayınları · 2022120 okunma
Reklam
Genç Selim İleri'nin Mektupları
10/10
·316 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 20:18
2000’li yılların ortalarında tanıyıp sevdiğim Selim İleri’yi geçen yılın başında kaybettik. Oldukça üretken bir edebiyat hayatının ardından onlarca roman, hikâye, oyun, deneme, inceleme, senaryo, anı kitabı bırakarak dünya hayatına veda etti. Onu tanıdığım günden sonra edebiyatımızın güncel hiçbir yazarı, onun bendeki kıymetinin önüne geçemedi. Yalnız onun okurlarının künhüne vâkıf olabileceği dünyasını yine yalnız onun okurları kadar kimse sevmedi/sevmeyecek. Bireyi, birey olmayı, kentsoylu yaşamın topluma entegre edemediği kişiyi tüm yönleriyle -ama özellikle acılarıyla, başaramadıkları ve iç kırgınlıklarıyla- yıllar yılı, bir koza örer gibi inşa ettiği son derece yetkin üslubuyla okuruna sundu. Kendisini bir kez İstanbul Kitap Fuarı’nda -2007’de-, bir kez de bir söyleşisinde görmüş, “Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak” kitabını imzalatma şansına erişmiştim. Fakat bana o kadar yakındı ki 2005 sonrası yayımladığı her kitabını -türü ne olursa olsun- alıp hemen okudum. Onunla aynı zamanda yaşıyor olmanın bendeki etkisini kelimelerim anlatamıyor. Ölümünden kısa bir süre sonra üst üste iki kitabı daha yayımlandı. Büyük yazarlar böyledir, öldükten sonra da üretmeye devam ederler. Yaşarken yazdığı ancak ölümünden sonra yayımlanan kitabını ocak ayında okumuştum: “Sen Diye Biri”. Bir zamanlar çok yakın dostluk kurduğu Cüneyt Arkın merkezinde adeta büyük ustanın “sayıklamalar”ıydı bunlar. Fakat bundan bir ay önce -Haziran 2025’te- yine 70’li yılların sonu ile 80’lerin ortalarına kadar onun çok yakınlarından biri olan Hasan Bülent Kahraman, Selim İleri ile 1977-1984 arasındaki mektuplaşmalarının bir bölümünü yayımladı. Bu kitap nasılsa gözümden kaçmış. Geçenlerde fark eder etmez aldım ve okudum. İleri’nin ilk kitabını -Cumartesi Yalnızlığı (Güz Notları)- 1968’de henüz on dokuz
Edebiyat
Hemen Yaz BanaSelim İleri · Studio Yayınları · 20252 okunma
En Büyük Vefa
10/10
·320 syf.··
2026 10. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 22:26
Bir hoca, öğrencinin en çok hangi eyleminden mutlu olur? Elbette öğrenip öğrenmediğini göstermesinden. Bir meyve ağacının meyve vermesi gibi. Türkiye’nin yurt dışında ilk doktora çalışmasını yapan Mustafa İnan -ömrü vefa edip göremese de- bundan çok daha fazlasını elde etti: Bir öğrencisi, onun hakkında biyografik bir roman yazdı. Üstelik öğrencisi Oğuz Atay’dı. Mustafa İnan, Malatya doğumlu bir Adanalı. 5 çocuklu fakir bir ailenin evladı. Babasını erken yaşta kaybetmesi de cabası. Küçük yaşta damdan düşünce ölmemesi sadece kendisi adına değil, Türkiye için de bir şans. Kıvrak zekâsı, müthiş hafızası, hocalarına bile ders veren derin bilgisi, öğretme aşkını daha okurken elde etmesi onu bir “ekol kurucu” yaptı. İstanbul Teknik Üniversitesinin yüz akı profesörlerinden. Öğrencileri arasında sadece Oğuz Atay değil, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de var. Dönem arkadaşları arasında ise kıymetini çok sonra anladığımız dünyaca ünlü matematikçi Cahit Arf gibi bir isim bulunuyor. Kısa bir dönem başkanlığını yaptığı TÜBİTAK’ın isteği üzerine hayatı romanlaştırılmak istenince bu görev Oğuz Atay’a tevdi ediliyor. O da özellikle ailesi ve yakın çevresiyle yaptığı yüzlerce görüşme sonrasında ortaya enfes bir roman çıkarıyor. Hangi yaşta okursanız okuyun şimdiye kadar okumadığınız için pişman olacağınız bir eser bu. Kitapta anlatılanlar Mustafa İnan’ın kişisel hayatı da değil üstelik. 1930’ların sonundan 50’lerin sonuna kadar ve hatta sonrasını da içeren bir dönemi kapsayan Türkiye’nin bilim tarihini anlatıyor Oğuz Atay bir yandan. Elbette anlatan Oğuz Atay olunca onun en kuvvetli yönü olan ironi de devreye giriyor: “Öğrenemeyen arkadaşlarımın başına gelenleri biliyorum da öğretemeyen hocaların akıbeti hakkında pek bilgimiz yok.” Mustafa İnan’ın insanı derinden etkileyen
Edebiyat
Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnanOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202820,5bin okunma
Masumiyet Bitti
7/10
·224 syf.··
2026 9. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2026 12:37
Masumiyetin, saf dostluğun kitabı “Doppler”den sonra devam kitabı “Bildiğimiz Dünyanın Sonu”nu -hiç ara vermeden- okudum. Aslında 3 cilt olarak tasarlanan bu kitabın 3. cildi bu. Arada bir de “Volvo Kamyonlar” var. Ben bu iki kitabı 10 sene önce temin ettiğimde “Volvo Kamyonlar” henüz dilimize çevrilmemişti. Yapı Kredi Yayınları, “Bildiğimiz Dünyanın Sonu”nu -ne sebeple olduğunu bilmesem de- serinin devam kitabı olarak tanıtmıştı. Fakat “Doppler”den sonra “Volvo Kamyonlar”ı atlayıp bu romanı okumakla da hikâyeden kopmuş olmuyoruz. “Bildiğimiz Dünyanın Sonu”nda Doppler, üç yıl aradan sonra ormanlardan kente geri döner. Kendisini özleyen bir ailesinin varlığını hatırlaması, onun geri dönüş motivasyonunu oluşturur. Ama kendisini bekleyen bir sürpriz var: Karısı Solveig, artık başka bir adamla birliktedir. Duruma oldukça sinirlenen ancak akılcı bir planla yeni adamı geri yollamayı düşünen Doppler, önce evlerinin karşısında bulunan ağaçta, bir çadırda yaşamaya başlar. Sonra şoke edici olaylar başlar: Doppler, akla gelebilecek en mide bulandırıcı yöntemle Egil Hegel’i evden uzaklaştırır. Bu olay, Doppler masumiyetiyle ölçülemeyecek kadar ahlak dışı ve yüz kızartıcıdır. Okur, ilk ciddi sarsılışı Egil’in evden kovulmasıyla yaşar. Kitabın tam bu noktasında, yazarın bu yöntem tercihini mahremiyete sert bir saldırı olarak görüp kitabı okumayı bırakan çokça okur olduğunu biliyorum. İlk kitaptaki masumiyet timsali dostluğun sembolü olan Doppler’in şehre döner dönmez ilkel bir insan gibi davranması, her şeyden önce okurda soğuk bir duş etkisi yapıyor. Yazarın bunu son derece bilinçli bir yöntemle yaptığının farkındayım: Ormanın tertemizliği karşısında şehir yaşamının insanı basitleştiren/kötüleştiren/ilkelleştiren kaotik yönüne atılmış bir tokat bu. Bununla beraber, Norveç
Edebiyat
Bildiğimiz Dünyanın SonuErlend Loe · Yapı Kredi Yayınları · 20242,049 okunma
Ormana Kaçış: Doppler
9/10
·124 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2026 11:21
Kuzeyde iz sürmeye devam ediyorum. Dag Solstad’dan Erlend Loe’ya geçiş. Erlend Loe, birkaç sene önce okumayı denediğim bir yazar. Bir zamanlar ellerden düşmeyen ve okuyan herkeste iz bırakan “Doppler”ı okumaya çalışmış, sanırım kötü bir zamanlama yüzünden yarıda bırakmıştım. Son dönemde kuzey -özellikle Norveç- edebiyatına artan ilgime güvenerek kitaba bir şans daha verdim. Bu kez oldu. “Doppler”, babasını kaybettikten sonra neredeyse hiç üzüntü duymayan, bu olayın ardından bisikletle ormanda giderken bir ağaca çarpıp çok kötü düşen ve düştüğü yerden saatlerce kalkamayan Doppler isimli bir Norveç erkeğinin hikâyesi. O düşüş, Doppler için bir aydınlanma aslında. Sosyal hayatında oldukça başarılı, aile ilişkileri kusursuz olan -ya da öyle sanılan- Doppler, bir ışık çakımında doğru olduğu, öyle olması gerektiği tüm dünya vatandaşlarına sunulan değerlere isyan eder ve radikal bir karar alıp ormanda yaşamaya başlar. Başlarda ormandaki meyvelerle idare eden Doppler, kış yaklaşıp şartlar ağırlaşınca bir geyiği hunharca avlar. Fakat avladığı geyiğin yavrusu -buna Bongo adını takacaktır- Doppler’ın yanından ayrılmaz. Başlangıçta geyiği yanından uzaklaştırmaya çalışsa da -vicdan azabını bastırma gayreti- sonradan onun varlığını kabullenir. Birlikte çadırın içinde yaşamaya başlarlar. Birbirlerine sarılıp uyurlar. Doppler onu bir yastık gibi de kullanır: “Bongo, sen pek zeki sayılmazsın, değil mi? Ama gerçek bir dostsun hem de şahane bir yastık.” Roman ilerledikçe bu sevimli dostluk da ilerler. Güvenli adımlarla. Doppler, onunla Norveç milli takımının durumunu bile konuşur, birlikte hayvan tombalası oynarlar. Doppler’in “kurulu düzen”e isyan edip ormanda bir yaşam kurması, elbette başta karısı ve çocukları tarafından iyi karşılanmaz. Ancak zamanla onlar da bu duruma alışırlar.
1000Kitap
DopplerErlend Loe · Yapı Kredi Yayınları · 202412,6bin okunma
Reklam