2000’li yılların ortalarında tanıyıp sevdiğim Selim İleri’yi geçen yılın başında kaybettik. Oldukça üretken bir edebiyat hayatının ardından onlarca roman, hikâye, oyun, deneme, inceleme, senaryo, anı kitabı bırakarak dünya hayatına veda etti. Onu tanıdığım günden sonra edebiyatımızın güncel hiçbir yazarı, onun bendeki kıymetinin önüne geçemedi. Yalnız onun okurlarının künhüne vâkıf olabileceği dünyasını yine yalnız onun okurları kadar kimse sevmedi/sevmeyecek. Bireyi, birey olmayı, kentsoylu yaşamın topluma entegre edemediği kişiyi tüm yönleriyle -ama özellikle acılarıyla, başaramadıkları ve iç kırgınlıklarıyla- yıllar yılı, bir koza örer gibi inşa ettiği son derece yetkin üslubuyla okuruna sundu. Kendisini bir kez İstanbul Kitap Fuarı’nda -2007’de-, bir kez de bir söyleşisinde görmüş, “Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak” kitabını imzalatma şansına erişmiştim. Fakat bana o kadar yakındı ki 2005 sonrası yayımladığı her kitabını -türü ne olursa olsun- alıp hemen okudum. Onunla aynı zamanda yaşıyor olmanın bendeki etkisini kelimelerim anlatamıyor.
Ölümünden kısa bir süre sonra üst üste iki kitabı daha yayımlandı. Büyük yazarlar böyledir, öldükten sonra da üretmeye devam ederler. Yaşarken yazdığı ancak ölümünden sonra yayımlanan kitabını ocak ayında okumuştum: “Sen Diye Biri”. Bir zamanlar çok yakın dostluk kurduğu Cüneyt Arkın merkezinde adeta büyük ustanın “sayıklamalar”ıydı bunlar. Fakat bundan bir ay önce -Haziran 2025’te- yine 70’li yılların sonu ile 80’lerin ortalarına kadar onun çok yakınlarından biri olan Hasan Bülent Kahraman, Selim İleri ile 1977-1984 arasındaki mektuplaşmalarının bir bölümünü yayımladı. Bu kitap nasılsa gözümden kaçmış. Geçenlerde fark eder etmez aldım ve okudum.
İleri’nin ilk kitabını -Cumartesi Yalnızlığı (Güz Notları)- 1968’de henüz on dokuz