"Kitabı okumuyorsun," dedi. Sonra, beni rahatsız etmiş olabileceğini görünce hemen ekledi: "Ben de okuyamıyorum." "Okumaktan sıkıldım," dedim. "Kendimi veremiyorum." "İlginç mi?" diye sordu sonunda, kitabımın kapağına bakarak. "Fena değil. Dostoyevski'yi uzun yıllar sonra tekrar okumak biraz hayal kırıklığı yaratabiliyor."
"Neden?"
"Dostoyevski okudun mu?"
"Evet. On beşimdeyken bayılırdım."
"Ben de. Hayata bakışı bir yeniyetmenin hemen anlayabileceği türden: Istıraplarla, çelişkilerle dolu; ayrıca öfke, nefret, utanç, aşk, acıma, keder, hınç ve büyüleyici bir şekilde şefkat ile fedakarlık içeren davranışlarla dolu; hepsi de dengesiz bir şekilde bir arada. Yeniyetmeyken Dostoyevski beni karmaşık psikolojiyle tanıştırmıştı. Kendimi kafası tamamen karışık biri sanırdım ama onun karakterlerinin de kafası en az benimki kadar karışıktı. Kendimi evimde hissetmiştim. Bence kişi, insan psikolojisinin parça parça yapısını Freud'dan, hatta başka herhangi bir psikiyatristten ziyade en iyi Dostoyevski'den öğreniyor."