Lou Andreas-Salomé nin özgürlükçü yaşam tarzını, kadın-erkek ilişkisi ve evlilik hakkındaki düşüncelerini yansıtarak yazmış olduğu Feniçka beklentimin çok üstünde bir modern klasik oldu.
Yaşadığı dönemde Avrupa üniversitelerinde öğrenim gören ilk kadınlardan olan Salomé; Nietzche,Rilke ve Freud gibi önemli yazarlarla kurduğu yakınlık ve onlar üzerindeki etkisiyle de adından sıkça söz ettirmiş.
Feniçka okuduğum hicbir kitaba benzemiyordu; kurgusuyla ve fikirleriyle kalıpların dışına çıkan bir eser. Kitapta; toplumun kadınlar üzerine dayattığı fikirlerin dışında bir hayat sürmek isteyen, aslında tek amacı özgürce tek başına dilediği gibi yaşamak olan Feniçka nin hikayesini okuyoruz. Romanın iki baş karakteri olan Feniçka ve Max Werner arasındaki yakınlık; kadın-erkek ilişkilerinin sadece duygusal anlamda olmayacağını felsefi bir dille anlatılıyor. Karakterlerin felsefik tartışmaları bana Altıncı Koğuş'u hatırlattı.
Salomé ye hayran olmamak elde değil, okunması gereken bir klasik.
Yazarın Dr. Jekyll ve Bay Hyde dan sonra okuduğum ikinci kitabı Olalla tam bir gotik edebiyat örneği.
Bir Iskoç subayının iyileşme süreci için gittiği taşra kasabasında yerleştiği gözlerden uzak bir konakta yaşadığı gizemli bir öykü anlatılıyor. Genç subay misafir olarak yerleştiği konakta tuhaf bir ana-oğul-kız üçgeninin ortasına düşmüş buluyor; bu garipliğin içerisinde evin kızı olan ve bir o kadar da gizemli Olalla'ya gönlünü kaptırıyor. Eski bir aile portresindeki kadın ile Olalla ve annesi arasındaki esrarengiz benzerlik, evin oğlu olan Felipe'nin davranışları, doğa olaylarıyla bağlantılı olarak konaktan gelen ürkütücü çığlıklar Subayı giderek büyüyen bir çıkmaza götürüyor.
Doğa şartlarının,betimlemelerin ve insan psikolojisinin başarılı şekilde kaleme alındığı kısa bir öykü kitabı.Hikayenin belli yerleri hatta önemli noktaları belirsiz kalmış; bu da okurun hayal gücüne bırakıldığını gösteriyor.