Mehmet

Mehmet
@kitapkolik10
Türk Dili ve Edebiyatı
İstanbul
Bakırköy / İstanbul, 8 Ekim 1999
154 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Göz göre göre hayatlarını kıranlar...
8/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2026 14:08
Halid Ziya Uşaklıgil romanlarını okuyanlar bilir onun romanlarında uzun betimlemelerle örülü, yasak aşkları merkeze alan baba kız ilişkisini de arka planda okura sunan bir olay örgüsü barındırır. Nitekim Kırık Hayatlar da bu minvalde ele alınabilir bir eser. Eser idealist, başarılı ve donanımlı bir doktor olan Ömer Behiç ve ailesinin yeni evlerine taşınma süreciyle başlar. Doktorluk pek çok meslek grubu gibi takdir edersiniz ki her ceşit insanın, hikayenin görülebildiği, ister istemez tanık olmayı gerektiren bir meslek olarak öne çıkar. Nitekim Ömer Behiç de kendisine muayeneye gelen hastalarının kitaba ismini veren "kırık hayatlar"ına tanıklık etmek durumunda kalır. Kitapta geçen; “Çevrelerinde birçok, türlü acılar ve elemlerle, türlü gözyaşlarıyla inlemeleriyle kırık hayatlar, çaresiz, hasta; kimi iyilik bulamayacak yaralarla kemirilen, kimi gizli zehirlerle gizli gizli çürüyen hayatlar vardı…” cümlesi de bu durumu özetler nitekiktedir. Sonra kader sahneye Piç Bekir’i (asıl adı Bekir Servet) sokuyor. Ömer’in eski okul arkadaşı, tam bir çapkın, hayatı günü gününe yaşayan, kadınları “kullan-at” mantığıyla gören tipik İstanbul beyefendisi. Bekir sayesinde Ömer sosyeteye biraz daha yaklaşıyor ve orada Neyyir’le tanışıyor. Neyyir zengin, güzel, uçarı, baştan çıkarıcı, evli erkekleri bile tavlamaktan zevk alan bir kadın. Ömer Behiç'in Neyyir ile bir yasak ilişkiye sürüklenmeme noktasında ne kadar kendince bir direniş gösterse de neticede beşer şaşar hesabı kendini bu kadına kaptırmaktan kurtaramaması insanoğlunun nefs mücadelesini de özetler niteliktedir. Netice itibarıyla kitabın ana kurgusunda yer alan bir yasak aşk başlamış olur. Ancak yazar Ömer Behiç'e adeta bir ihtarda bulunmak istediğinden midir bilinmez Ömer Behiç ve eşi Vedide'nin hizmetçilerinin kocası tarafından aldatılarak
Kırık HayatlarHalid Ziya Uşaklıgil · Can Yayınları · 20202,553 okunma
Reklam
Puan vermedi·800 syf.··
2025 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Kasım 2025 10:23
Mehmet Âkif Ersoy'un Safahat'ı, Türk edebiyatının en ağır, en dertli ve bir o kadar da “biz” kokan eseridir. Yıllardır elimde süründürdüğüm, her okuduğumda yeni bir yarasını fark ettiğim, bazen öfkelendiğim, bazen içten içe “helal olsun” dediğim bir kitap. Safahat dediğimizde aslında yedi kitaptan oluşan bir külliyatla karşı karşıyayız: Safahat (1911), Süleymaniye Kürsüsünde (1912), Hakk’ın Sesleri (1913), Fatih Kürsüsünde (1914), Hatıralar (1917), Asım (1919) ve Gölgeler (1933, ölümünden sonra). Âkif bu kitapları ayrı ayrı bastırmış, kendi de hayattayken tek cilt hâlinde toplamamıştı. Bugün elimizde dolaşan “Safahat” ise 1943’ten beri yapılan derlemeler. Yani eserin kendisi bile biraz “yaralı” doğmuş; tam istediği gibi bir araya gelememiş.Benim için Safahat’ın kalbi “Asım”dır. Asım’ın şahsında Âkif’in hayal ettiği “nesl-i cedid” vardır: hem alim, hem sporcu, hem mücahit, hem şair. Köse İmam ile Hocazade’nin diyaloğu üzerinden kurulan o kuşak, 1908’in heyecanıyla doğmuş, Çanakkale’de sınanmış, nihayetinde 1920’lerde hayal kırıklığına uğramış bir idealdir. Âkif, Asım’ı yazarken oğluna değil, belki de kendine sesleniyordu. “Asım’ın nesli diyordum ya… nesilmiş gerçek: / İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.” dediği yerde hâlâ tüylerim diken diken olur. Çünkü o nesil çiğnetmedi ama biz çiğnettik mi sorusu içimi kemirir.Eserin en sert, en keskin kısmı ise elbette “Hakk’ın Sesleri”. 1913’te Balkan Harbi’nin utancıyla yazılmış on şiir. “Ey cemaat, utanın! Zulme alkışlayanlar var!” diye haykırırken öyle bir öfke var ki, okurken yüzüm kızarıyor. Âkif’in dinî hassasiyeti burada zirveye çıkıyor ama asla hamasi bir vaaza dönüşmüyor; tam tersine, dindarlığın en ağır eleştirisini dindar bir adam yapıyor. “Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz / Buhayretle bu muhabbetle, bu îmanla!”
SafahatMehmet Âkif Ersoy · Çağrı Yayınları · 20057,5bin okunma
Özünü kabul etmek mi yoksa özünden dönmek mi?
9/10
·517 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 17 Kasım 2025 21:14
Jack London’ın yarı-otobiyografik başyapıtı Martin Eden, Amerikan edebiyatının en keskin “kendini yaratma” mitini aynı anda hem yücelten hem de yerle bir eden eserlerinden biridir. 20. yüzyılın başında işçi sınıfından bir denizcinin entelektüel bir yazar-dahi haline gelişinin trajik öyküsü, bireyci başarı anlatısının karanlık yüzünü gözler önüne serer: Sınıf atlamanın bedeli derin bir yalnızlık, sürekli bir yabancılık hissi ve nihayetinde varoluşsal boşluktur.Martin Eden karakteri, Nietzsche’nin üstinsan idealiyle Herbert Spencer’ın evrimci bireyciliğinin ölümcül bir bileşimidir. Gramerini düzeltmiş, Swinburne’den Baudelaire’e, Darwin’den Marx’a kadar her şeyi yutmuş, sonunda bestseller olmuş bir yazar haline gelmiştir. Ne var ki bu yükseliş, London’ın acımasızca gösterdiği üzere, bir tür ruhsal intihardır. Doğduğu işçi sınıfından kopmuş, ulaşmak istediği burjuva sınıfı tarafından ise hep “yabancı” olarak kodlanmıştır. Ruth Morse’ların salonundaki utanç, dergi editörlerinin kibirli reddiyeleri, şöhret sonrasında çevresindeki yeni “arkadaş”ların sahteliği… Hepsi sınıfın çelik gibi bir kafes olduğunu hatırlatır.London burada çift yönlü bir eleştiri yürütür: Kapitalist bireyciliğin “çok çalışırsan her şeyi başarırsın” yalanını da, sosyalist hareketin entelektüel seçkinciliğini de aynı anda hedef alır. Martin, sosyalist çevrelerde bile “eski denizci” olarak egzotik bir obje olmaktan öteye gidemez. Lizzy Connolly’nin saf sevgisi ise onun gözünde artık “alt sınıfın sınırlılığı”dır. Klasik “paçavradan zenginliğe” hikâyesi burada Dostoyevskivari bir varoluşsal krize dönüşür.Edebi açıdan Martin Eden, naturalizmin sınırlarını zorlayan ve modernist duyuşun habercisi olan bir romandır. London, Joyce’tan yıllar önce bilinç akışını cesurca kullanır. Martin’in gece lambasının altında
1000Kitap
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
7/10
·273 syf.··
2025 3. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2025 18:03
Kendisinin çıkartmış olduğu Mizan gazetesi dolayısıyla edebiyatımızda Mizancı Murad olarak yer edinmiş olan yazar, ilk ve tek romanını olan Turfanda mı yoksa Turfa mı şeklinde isimlendirerek dönem toplumuna eserin bütünlüğü içinde yönelttiği ve okurun kendisinin karar vermesini istediği soruyu daha kitabın kapağında yöneltmiş olur. Eserin başkahramanı olan Mansur, dönem itibarıyla yazarın gözünde olması gereken "ideal" Osmanlı'nın tezahürü olarak karşımıza çıkar. Mansur adeta düşünceleri ve eylemleriyle dönem Osmanlısı'nın kendisini nasıl inşa etmesi gerektiğinin bir tasavvurudur. Osmanlı halkının, memur kesiminin çalışmaktan, devlete hizmette bulunmaktan başka bir çıkar yolunun olamayacağını, olması gerekenin bu olmasını savunur metin boyunca. Mansur aracılığıyla gördüklerimiz neden böyle bir gereksinim duymamız gerektiğini de yazar bizlere gösterir. Memurların boşvermişliklerinden, sırf birilerinin eteğini öperek tabiri caizse devlete kapağı atmış ve bu vesileyle haksız kazançlarla ceplerini doldurmayı marifet edinmiş kesimi tenkit eder. Mansur'un "ideal" olarak nitelendirilmesinin en önemli nedenlerinden biri de kendisinin eğitimli bir birey olmasından mütevellit Osmanlı'nın da tek ve en mühim kurtuluş reçetesi "eğitim" dir. Eğitim onun için olmazsa olmazdır. Burada Mansur'un eğitimle asıl ulaşmak istediği hedef ise -tıpkı metin boyunca yer yer kendi şahsı için de vurguladığı gibi- kendi kendine yetebilen bir toplum inşasıdır. Gerçek kurtuluş budur. Mansur'un bu "ideal" kimliğine ve yazarın zihninde vuku bulan ideal Osmanlı'ya Mansur'un gönül işleri de yer yer eklemlenir ve böylece yazar aynı konular etrafında dönerek okuru sıkmaktan yer yer kaçabilmeyi başarmıştır. Mansur'un gönül işlerinin başrolünde ise çocukken birlikte eğitim gördükleri ve küs ayrıldıkları
1000Kitap
Turfanda mı Yoksa Turfa mı ?Mizancı Mehmed Murad · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,331 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2024 5. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2024 00:24
İlber Ortaylı Gel Dünyayı Keşfedelim adlı bu eserinde derin tarih bilgisini coğrafya bilgisiyle seyahat rehberliği yaparak adeta süslüyor diyebiliriz. Orta Doğu'dan Balkanlar'a oradan Avrupa'ya ve Türkiye'ye doğru uzanan, gezmeyi ve okumayı seven kişiler için başucu kitabı olacak mahiyette bir eser. Ülkelerin ve önde gelen şehirlerinin bilinmeyen yönlerini okurla buluşturan bu eseri okumanızı önerir ve iyi okumalar dilerim. Kitapla kalın :)
1000Kitap
Gel Dünyayı Keşfedelimİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 2024823 okunma
Reklam