Sabahattin Alinin öykü kitaplarını epey sevmeye başladım. Kağnı ise tam anlamıyla haksızlığın , adaletin , çilenin hikayelerde vücut bulmuş hali.
Kitaba ismini veren hikayede haksızlığa uğrayan Mehmet ezilen bastırılan annesi ve köylünün sözde efendileri yüzünden çektiği çileler. Güçlü olan efendiydi annesi hakkını arasa ne olacaktı ki efendisine karşı çıkmış olacak zaten kazanamayacaktı ki. Onun payına düşen oğlunun kurtlanmış cesedini kasabaya taşımak bu yolda canının feda etmekti.
Gelelim Kamyona . Fakirlik zordu be geçinmek lazımdı. Köy dediğin yerde işte kazanç da belliydi. Çok para kazanmak geçinmek için şehre gitmek lazımdı. İşte bunun için genç köylü şehir yollarına. Rahat seyahat etme hakkı bile yoktu çünkü bunun için parası bile yoktu. Artık köylüye arkadaş kurbanımı fakirlik kurbanı mı dersiniz bilmem ama o geçim derdi yolunda kamyondan uçuruma sürüklendi.
Gramofon avrat yine bir kadın karşımıza çıkıyor. Aslında her şey çok alışılmış. Fakirlikten onun bunun yanında kalan bir kadın sesini bedenini satmak zorunda kalan bir kadın o ama bir gün karşısında bir adam çıkar ama çilesi bitmez bu sefer de ona bakmak için çeker çileyi. Ama bunu yine bildiği yoldan yapmak zorundaydı çünkü bildiği başka bir iş yoktu gramofon avrattı o .
 Arap hayri aslında çözemediğim bir karakter bir Anadolu insanı mı yoksa ihtiraslı bir aşık mı ? Belki de her ikisi .Keşke sonu güzel olsaydı be .
Geriye kalan Kafa kağıdı, Bir şaka, Duvar, Pazarcı, Apartman, Arabalar beş kuruşa, Fikir arkadaşı, Düşman, Bir skandal hepsinde bir başka çile, fakirlik, sıkışmışlık, haksızlık. Hepsi benim hikayem gibi oldu benimsedim.
Sabahattin Ali’nin kalemi ile içine işlemiş insanın. Hikayelerdeki telaşsızlık, sakinlik o kadar huzur veriyor ki istesenizde elinizden bırakamıyorsunuz. Hikayelerin dili de