Ben ütopyadan bahsetmiyorum… Fakat bakir türküler istiyorum. Dünyayı yeni gözle görmek istiyorum. Bunu sade Türkiye için istemiyorum, dünya için istiyorum.
- spoiler -
Algernona Çiçekler'i bitirdiğimde zihnimde tek bir soru kaldı: Zekâ, bir insanın üzerine giyip çıkardığı bir kıyafet mi, yoksa hep orada olan bir oda mı? Kitapta beni en çok sarsan şey, Charlie’nin değişim süreci boyunca "diğer kendisini" hep bir yerlerden izliyor olmasıydı. Zekiyken camın ardındaki o masum, eski halini görüyordu; gerileme başladığında ise bu kez zeki olan yansımasıyla karşılaşıyordu. Bu bana şunu düşündürdü: Belki de insanın dâhi haliyle o "moron" denilen saf hali aslında aynı anda, aynı bedende yaşıyor. Zamanın ötesinde bir yerde, zekâmız ne olursa olsun özümüzdeki o kişi hiç değişmeden bizi izlemeye devam ediyor. Zekâ sadece bir ışık gibi; bazen çok parlayıp her yeri aydınlatıyor, bazen sönüp bizi karanlıkta bırakıyor ama o odadaki kişi hep aynı Charlie. Bu kitap sadece bir bilim kurgu değil, insanın kendi içindeki o hiç değişmeyen "saf çekirdekle" yüzleşme hikâyesi.