Neydi ev sahiden? Yeri geldiğinde tren kompartımanlarını, gemi kameralarını, sokak banklarını, kaplumbağaların kabuklarını, ihtiyarların hatıralarını, çocukların umutlarını yuva yapan neydi? Sığındığımız yer miydi yuva ? Gittiğimiz mi, terk ettiğimiz mi,döndüğümüz mü yoksa?
Bazen yalnızlık her şeyi öyle seyreltir ki, duru bir bakışla görüp seçiverir insan kendine benzeyeni. Sonra ona sarılır ve bir daha asla bırakmak istemez.
İnsan yeterince uzun bakarsa, varlığını yutmaya talip olana bile kapılabiliyor. Kendini ona, onu kendine ait hissedip hücumunda teslimiyetçi erinçler bulabiliyor. Tanışıklığın sahtekar konforu bu. Bu budalaca yalanı da, ona inanma ihtiyacını da nerede görsem tanırım. Neyse ki kalmaya değil gitmeye, buğulu camdaki parmak izi gibi silinmeye gelmiştim.