Bize içimize dikkatle bakmayı öğütleyenler orada kaybolmamayı da öğretseydi ya. Bazı şeylerin üstüne derin derin düşünerek, bazılarınınsa ancak içine gömülmekten vazgeçerek çözülebileceğini.
Keşke uzun bir uykuya yatsaydım ve gözlerimi açtığımda ferah, doygun, öfkesiz beni dünya çiçek bir beni uyansaydım. Dünyayı çiçek dürbünlerinden görebilen, kalbinde yıllanmış ağırlıklarla, sırtında Cizvit kırbaçlarıyla gezmeyen biri olsaydım. Biri beni benden alsaydı, içime daha hafif bir ben koysaydı.
Bütün vedalar zordur. Bütün kopuşlar öyle. Bazen olmayacak şeylere alışırız. Tutunmaya çalışırız. Sonra bir yerde omuzlarız düşer, beceremeyeceğimizi anlarız. O vakit kesip atmak gerekir. Ya onlar gider ya biz bırakırız. Esasında ikisi de aynı şeydir. Koparsın ve canın yanar böyledir.
“Birileriyle dertleşmek istesem yola çıkmazdım. Anlatmak insanı yoruyor. Bir de borçlu bırakıyor. Senle ilgili bir şeyi bildiklerinde, bir sır, ömür boyu onlara mahkûm gibi oluyorsun.”