Kitap o kadar iyiydi ki karakterleri ayrı ayrı benimsedim, ailem olmuşlardı adeta. Bu nedenle bitince de içim bir buruk, gözlerim yaşlı kaldı ama işte her şeyin bir sonu vardır. Tabi ikinci bir kitabı var en azından onu alana kadar diyelim. Romana geçecek olursam.
Kvothe o kadar eşsiz ki okuduğum en azimli, en zeki karakter. Hayran kalmamak elde değil doğrusu. Ondan çok fazla şey öğrendim: sorunlar karşısında yılmamayı, herkesin hata yapabileceği, kendime yaslanmam gerektiği gibi sayamayacağım bir çok şey. Sonuç olarak diyeceğim o ki düşünmeden okuyun. Bu nadide eseri okurken kendinizi unutacak sadece Kvotheyi yaşayacaksınız.
Spoi var kitabı okumayan bakmasın lütfen
Kitabı okudukça durup düşünürken buldum kendimi, her şey o kadar tanıdıktı ki. Birlikte alınan kararların sürekli çiğnenip değiştirilmesi, kimsenin sesini çıkarmaması, her denilene inanmaları, hep ama hep kandırılmaları. Bunları okurken kitabın içine girip hayvanları silkelemek kendinize gelin demek istedim fakat unuttuğum bir gerçekle yüzleştim. O üzüldüğümüz hayvanlar bizden başkası değillerdi maalesef.
Kitabın birden fazla çarpıcı yeri var, benim için en çarpıcısıysa "Dört ayak iyi, iki ayak kötü"den: "Dört ayak iyi, iki ayak daha iyi" ye olan dönüşümdü. Hayvanların başında bu yola çıkmalarının sebebi kendilerini sömüren insanlardan kurtulup, eşitlikçi bir toplum oluşturmakken daha acımasız bir sistemin içine girmiş olduklarından haberleri yoktu. Trajikomik olansa bunu yapan onlardan biriydi, bundan dolayı olacak ki hayvanların çok iyi bir bahanesi vardı "en azından artık bunu kendimiz için yapıyoruz, zorba insanlara çalışmıyoruz." Diyerek rahatlarlarken Napoleon ve diğer domuzlar insan gibi davranmaya başlamış, onlarla iş birliği haline girmişti. Başladıkları yere dönmüşlerdi hatta daha kötüsüne. Son sahnede de hayvanlar bunu fark etmiş ama yine de bir şey yapmamışlardı. Bunu da çıkaracaksınız bir yerden değil mi ? :)
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,1bin okunma
Yeni bir kitap bitirdiğindeki mutluluk...
Normalde aşkı fazla anlamayan biriydim bu kitap sayesinde anlamaya başladığımı düşünüyorum. Aşktan çok insanın üzerindeki etkisini anlatıyor bana kalırsa. Türk edebiyatındaki ilk psikolojik roman olmasıyla birlikte okumaya karar verdiğim ve önyargılarımın olduğu bir kitaptı ama okudukça ne kadar değerli ve farklı bir kitap olduğunu anladım.
Susmamak... tam olarak yapmamız gereken şey. Susmayalım hiçbir zaman, biri bir şey yapsın diye beklemeyelim sadece savunalım kendimizi ve olaylara bir dur diyelim n'olur.
Kitabı bitirdikten sonra kendimi gerçekten Madame de Prie gibi hissetmeye başladım. Bu demektir ki yazarımız yine harika bir iş çıkarmış, en çok böyle hissettiğim diğer bir eseri de 'Korku'ydu. Karakterin yaptığı en büyük hata mutluluğu başkalarında aramaktı, bu yüzden onu kendime biraz yakın hissettiğimi söylemeliyim. Asla kendine karşı bir öz saygı kazanmamış ve kendini sevmemiş, kendi için yaşamamış biri Madame de Prie. Okumanızı tavsiye ederim gerçekten çok sürükleyici ve yoğun hisli bir hikaye.