Puan vermedi·202 syf.··
2026 92. kitabı
Fahrenheit 451: Kitap kağıdının tutuşup yanma sıcaklığı... Son zamanlarda okuduğum en güzel kitap oldu. Hayatımızda kitaplar olmasaydı düşüncesi bile korkutucu. Kitapsız bir dünyada yaşamak mı? Asla️! □Montag bir keresinde, metro girişinde, "Neden seni yıllardır tanıyormuşum gibi hissediyorum?" diye sordu. "Çünkü senden hoşlanıyorum ve senden bir şey istemiyorum," dedi Clarisse. "Ve çünkü birbirimizi tanıyoruz." □Kitaplarda bir şey olmalı...hayal edemeyeceğimiz bir şeyler; orada bir şeyler olmalı. □ "Okul saatleri kısaltıldı; disiplin gevşetildi; felsefe, tarih ve dil dersleri iptal edildi; İngilizce ve imla dersleri giderek ihmal edildi, sonunda da neredeyse tamamen boşlandı. Hayat şimdide, iş öneme sahip, mesai sonrası her yerde hazza ulaşabilirsin. İnsan nedenin düğmelere basmak, elektrik anahtarlarını çekmek, somun ve cıvata takmak dışında bir şey öğrensin ki?" □Belki kitaplar bizi mağaradan biraz çıkarabilir. Belki hep aynı, lanet olası, çılgınca hataları yapmaktan alıkoyabilirler bizi! Kitaplar unutmaktan korktuğumuz bir sürü şeyi depolandığımız kapıların bir türüydü yalnızca. Hiç sihirli bir tarafları yok. Sihir sadece kitapların söylediklerinde, evrenin parçalarını nasıl dikerek bizim için giysi haline getirdiklerinde. □Çoğumuz ortalıkta koşturup herkesle konuşamayız, dünyanın bütün şehirlerini tanıyamayız; zamanımız, paramız veya o kadar çok arkadaşımız yoktur. Senin aradığın şeyler dünyada Montag, ama sıradan insan onların yüzde doksan dokuzunu ancak bir kitapta görebilir. □Hata yapmaktan korkuyorsun. Korkma. Hatalardan fayda sağlanabilir. □"En büyük aptallar biraz akıllı olanlardır." □Hepimizde fotoğrafik hafıza var ama gerçekten orada olan şeyleri açığa çıkarmayı öğrenmemiz bir ömür sürdü. □"Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,5bin okunma
9/10
·368 syf.··
2026 7. kitabı
Bel Canto "Bir insanın tek istediği hayatta kalmaksa, başka bir şey isteme konusunda sessiz kalma eğiliminde olurdu." O gün, o Güney Amerika ülkesinde herkes Bay Hosokawa'nın doğum gününü kutlamak için oradaydı. Üstelik dünyaca ünlü soprano Roxane Coss da sahne alacaktı. Ev sahibi başkan yardımcısıydı çünkü günlerden salıydı ve başkan dizisi olduğu için evinde kalmayı tercih etmişti. Her şey yolunda giderken birden eli silahlı teröristler içeri girmişti ve amaçları başkanı kaçırmaktı. Fakat başkanın orada olmadığı öğrenilince davetliler rehin alınmıştı. Rehinelerin bir kısmı bırakılır ve geriye sadece 39 erkek ve 1 kadın rehine kalır. Tabi ki Roxane Coss serbest bırakılmamıştır. Zaman geçtikçe rehineler ve teröristler arasındaki bağlar kuvvetlenmiştir. Artık neredeyse kimse eve dönmeyi düşünmüyordur. Dil, kültür ve taraf farklarının anlamsızlaştığı noktada müzik ortak bir nefese dönüşür. Artık ortak dilleri müzik, aşk ve dostluktur. Ama bir gün öyle bir şey olur ki... Bu kimsenin olmasını beklediği ya da düşündüğü bir şey değildir... Bel Canto, İtalyancada "güzel şarkı söyleme" anlamında kullanılıyormuş. Kitabın ismi dikkatimi çok çekmişti ve tabi ki ne anlama geldiğini de öğrenmem gerekiyordu. Kitabımız bir rehine hikayesi gibi başlasa da aslında insan ruhunun en savunmasız hallerini, çatışmanın ortasında filizlenen aşkı, umudu ve insan olmanın kırılgan güzelliğini anlatıyor. Dünya tehlikeli bir yerdi, kişisel güvenlik kavramları çocuklara yatmadan önce anlatılan bir masal gibiydi. Eğer çocuk olmak, akşam yemeğini pişirecek bir anne babaya sahip olmak anlamına geliyorsa, o çocuk değildi. Aşk bir eylemdi. İnsana öylece geliverirdi. Bir seçim değildi.
1000Kitap
Bel CantoAnn Patchett · The Kitap · 202594 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
İnsan bazı zamanlarda okumakta güçlük çektiği, okumanın sürekliliğini kaybettiği, gözün, günün, gönlün yorgunluğunun satırlara yansıdığı dönemleri olur. Kitaplar masada bekler, konularına göre tasnif edilmiştir, okunmak için göz kırparlar. Ama zaman olur ki eli gitmez insanın, gözü görmez, gönlü istemez. Böyle zamanlarda okunandan alınan keyif azalır, ilgi ve alaka zayıflar; okuma boşluk aleminde yankılanır. Okur insan ama boşlukta kalır her şey. Okuma eylemi sadece görüntüden ibaret hale gelir. Böyle anlarda insanın elini ısıtacak kitaplara ihtiyacı olur. O kitaplar ki okura yeniden okumanın şevkini getirir, yeni seslenişler sunar, yeni kitapların kapısını aralar. Okurun içini ısıtır ve onu yeniden sayfaların arasına çağırır. Okumanın nesnesi yazılı metin, kitap, dergi ve benzerleri olmakla birlikte (modern dünya bu nesneleri çoğaltmışsa da benim okurluğum yönünden bir çoğalmadan söz edemem), okumanın konusu bazen bizzat bu nesnenin kendisiyle örtüşür. Okur, kitabın hikayesini merak eder; kitap üzerine okur, kitabın hikayesine ortak olur, yazının ve okumanın serüvenine eşlik eder. Yazının ve kitabın tarihi, nesne olmaktan çıkarak bizatihi okumanın konusu olarak okurun önüne gelir. Bu başlık, yalnızca yazı ve kitapla sınırlandırılmayacak kadar geniş; alt başlıkları ise meraklısı için bir o kadar dikkat çekicidir. Kitap ve yazının çağrıştırdıkları denildiğinde akla ilk gelen kelimelerden biri kütüphanelerdir. Burada kastım, yalnızca resmî ya da özel kurumlara ait, günümüzde giderek anlamı daralan; sınav çalışılan yahut gezinti için uğranılan mekânlar değildir. Okur dediğimiz insanlar için kütüphane kurmak kadar, başkalarının kitap ve kütüphanelerine merak duymak, nitelikli bir kütüphanede bulunmak, havasını teneffüs etmek dahi büyük bir nimettir. Kütüphaneler
1000Kitap
Kitap Sevenler CemiyetiHalil Solak · Dergah Yayınları · 0149 okunma
Puan vermedi·48 syf.··
2025 47. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 29 Temmuz 2025 01:56
Muallim Naci, nam-ı diğer Ömer, sekiz yaşına kadarki çocukluk hatıralarını pek sevimlice, neredeyse o yaşından anlatıyor. Babası, abisi, annesi, kedisi Fındık, Hoca Efendi, mahalledeki komşular... Bir çocuğun çevresindeki herkes var bu anlatıda. Sokakta karşılaştığı köpeğin saldırması üzerine yaşadığı korku, eve alınan oğlakla bahçede geçirdiği keyifli vakitler, oynarken düşüp yaralanması, babasıyla ders çalıştığı saatler, mektepte falakaya yatıran Hoca Efendi'den ve karanlıktan korkusu, bilmediği bir yerde kaybolduğunda duyduğu çaresizlik... Muallim Naci, hepimizin çocukluğundan tanıdığı bu duyguları öyle canlı anlatıyor ki tek başımıza gidemeyeceğimiz bir mazinin içine bizi bırakıveriyor; üstelik eski İstanbul da semtleri ve yaşayışıyla yanımızda olarak. Bu hatıraları niçin yazdığımı sorsalar belki de hiçbir cevap vermeye lüzum görmem. Arzu ettim, yazdım. Diyelim ki bu da bir nevi çocukluktur. "Dünyada kimseye muhtaç olma- mak kadar mutluluk olamayacağına inandığından işleriyle meşgul olmayı pek sever." "O küçük ev, büyük bir mutluluk yuvası halindedir." "En çok mahmur gözleri hayalimde bir hayattır." "Bana yazık değil mi babacığım" deyince yüreğim yandı. Az kaldı çocuk gibi ağlamaya başlayacaktım." "Kitapsız vakit geçirmek istemezdim." "Dünyaya geleli öyle bir yürek acısı hissetmedim."
Ömer'in ÇocukluğuMuallim Naci · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20198bin okunma
10/10
·1043 syf.··
Beğendi
·
2025 21. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2025 14:46
GERÇEK ŞU Kİ BU ÇOK DEĞİŞİK BİR İNCELEME OLACAK! Ördekler, Newburyport yolculuğum tam yirmi üç gün sürdü, bu kadar uzun bir zamanda okuduğum gerçeği sizleri yanıltmasın, çünkü her anlamda bayıldım. Kitabı yarıladığım sırada bir ''ara yorum'' kaleme almıştım. İnstagram hesabımda paylaşmıştım, ama burada ilk kez paylaşacağım. Kitabı bitirdikten sonra yazdığım incelemeye elbette sıra gelecek, ama sizleri ilk önce ara yorumun satırlarına davet ediyorum, çünkü ''ana inceleme'' kafanızı karıştırabilir. Ayrıca ara yorumda kitapla ilgili genel bilgileri ve tabii ki hissettiklerimi daha net bir şekilde görebilirsiniz. KİTABI YARILADIĞIMDA YAZDIĞIM YORUM: “Ördekler, Newburyport” yolculuğum bütün heyecanıyla devam ederken ay sonuna yetiştiremediğim için nedense üzgün olmadığım bu kitap hakkında ne gibi hislerle ve düşüncelerle doluyum, onlardan bahsedeceğim. Neden üzgün değilim? Ördekler, Newburyport’u 12 Mayıs’ta okumaya başladım, ay sonuna gelmeden bitirmeye niyetliydim fakat tahminlerim beni yanılttı. Hüsrana da uğramadım çünkü bu mükemmel romanı bitiresim gelmiyor. Yok, yanlış okumadınız. Evet, yavaş okuyorum, çünkü çok güzel. Gerçek şu ki bu sıralar okuduğum en iyi kitap… Bilinç akışı türüyle aramda nasıl bir bağ olduğunu anlatamam ama bu kitabı okurken elime başka bir kitap değmemesinden durumun ciddiyetini anlamışsınızdır belki diye düşünüyorum. Böyle kitaplarla meşgul olmayı çok seviyorum çünkü. Araya diğerlerini almadan, yalnızca onunla olmak bana iyi geliyor. Sonu gelmeyen bir monolog dünyasının içerisindeyim şu an, ve sonuna geldiğimde neler olacağına dair en ufak bir fikrim yok. Tek bildiğim acımasız bir boşluğa düşeceğimden emin olmamdır. Romanın içeriği orta yaşlarındaki bir kadının içsel monoloğundan ibaret. Onun günlük hayatının akışına kendinizi bırakıp
Edebiyat
Ördekler, NewburyportLucy Ellmann · Yedi Yayınları · 202340 okunma
Buen camino / la vida no es ningún camino de rosas
9/10
·456 syf.··
Beğendi
·
2024 168. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 13 Ekim 2024 18:38
Dünyayı hatta sonrasını da çocuklar kurtaracak. Çocuklar anne babasını kurtaracak, yine bu çocuklar anne baba olup hayatları kurtaracak. Çocukluk denilen şey tohum gibi tohum da kaderin en belirgin filizi... Kendi çocukluğunu kabul edip kurtar sonra kendini kurtar ki yaşam yük olmaktan çıkıp yaşanır hale gelsin. Bir evi olamayanların öyküsü ...bir evden öbürüne gidişler. Toplanan bavullar, ve dalaşılan arkadaşlar, geride kalan şehirler, tren kom­partımanları, otobüs koltukları, koridor boşlukları, pencere ke­narları, camdaki buğuya yazılan isimler, süzülen yağmur dam­laları, gece karanlığında parlayan uzun yol ışıkları, gidişler, gidişler, gidişler. Koparak, sancıyarak, her defasında bir parçayı daha geride bırakarak gidişler ve her varılan yeri yuva bellemek için ısrarlı direnişler. S:61 Değişik hayatları yalnız kalmamak için çekmek zorunda kalan bir can... ...kendini sev­dirmek için yeni telaşlar, içinde tek fotoğrafın olmayan aile al­bümlerine metanetle bakmaya çalışmalar, s:61 Kitapta dostluklar ve dostların birbirini kabullenmeleri, kendilerini rahat hissettikleri öyle olaylara şahit olacaksınızki bir alıntı imdadıma yetişti... Kontrolü kaybetmekten ödüm patladığından genellikle temkinli içerdim. Ama Ogo'yla birlikteyken o kadar kasılmam gerekmezdi; azıcık çakırkeyif , hatta bazen düpedüz sarhoş olmakta beis görmezdim. Bilirdim ki ne kadar içip sapıtırsam sa­pıtayım onunlayken kendimi sefil, saçma, yetersiz hissetmeye­ceğim. Ogo'nun yanında rahatlıkla bazen bil­hassa sarhoş olur; içimden abuk sabuk şeyler söyleyip yapmak geldiğinde, kendimi tutmak yerine biraz daha içip olacakları ha­tırlayamayacağımı garantilemenin yolunu bulurdum. S:164 Önemli olanın yaşama gücü verecek olanlara ihtiyacımızın olduğundan bahsedilmiş. Herkesin artısı eksisiyle
EvNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20206,9bin okunma