Rezan Farqîn

Rezan Farqîn
@kitapsizadam
Yasaklanmış bir ülkedir gözlerin, Geçit vermez yerleşik sevdalara
Ben Seni Seversem
Ben seni seversem bu ülke bölünür Öyle diyor tarafsız gazete manşetleri Hezdıkım terör içeren bir kelimeymiş Biz severken kimseler ölmüyordu ki Bazen biz ölüyorduk ama tekrar diriliyorduk ... Sevginin tek dili varmış, tek dini Ben sana Kürtçe'den öte kelime biriktiremedim Benim yüreğimi cumartesi anneleri doğurdu Ve bu yüzden seni seversem, Mecnun değil, terörist olur adım ... Zaten Kürtçe düşündüğümü anladılar, Gözlerine de bakarsam tutuklarlar beni Bilirler kürdün bakışını, Bakarken cesur duruşunu İsyandır deyip, asarlar beni D kapı meydanında Bu yüzden seni seversem sensiz kalırım ... Anla bizim sevdamız imkânsız, Bu yüzden değilmidir dağlara sözümüz Özgürce okuyamam sana şiirlerimi Her mısrada yargılarlar beni Sürgün olurum Diyarbakır'dab ulaşmaz sana mektuplarım ... Ben seni Kürtçe severim Kaçak tütünle hasretini, Kaçak çayla nefesini yudumlarım Ben seni seversem Devletin bütünlüğü bozulur Gökten Roboski’ye bombalar yağar Kana bulanır sevdamız ... Ben seni seversem ülke bölünür Çünkü ben seni Kürtçe severim...
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Öyle günlere kaldık ki... Doğruyu söyleyenin dili yargılanıyor, yalanı büyütenin sözü alkışlanıyor. Vicdanını ekmek gibi bölüşen insanlar, çıkar sofralarında aç bırakılıyor. Ve en acısı da şu; dürüst olanlar başını öne eğip özür diliyor, yalancılar ise gözlerinin içine baka baka haklı çıkıyor. Bu memlekette bazen suç, hırsızlık yapmak değil; temiz kalmaya çalışmaktır. Çünkü kirlenen eller çoğaldıkça, temiz kalan avuçlar göze batıyor.
Çocuğa baktım önce, sonra Mezopotamya'nın göğüne... Gökyüzü karanlıktı, çocuk ağlamaklı. Dicle susuyordu o gece; dağlar yorgun, taşlar dilsizdi. Bir çocuğun gözlerinde gördüm bin yıllık yalnızlığı. Bir annenin ellerinde gördüm ekmeğin ve hasretin izini. Toprak çatlamıştı kuraklıktan değil, unutulmuş insanların sessizliğinden. Sonra başımı kaldırdım göğe. Yıldızlar bile korkuyordu sanki. O an anladım; bazen küfür, bir öfkenin değil, adaletsizliğe sıkışmış bir vicdanın çığlığıdır. Mezopotamya... Her taşı bir hikâye, her nehri bir ağıt taşır. Çocuklar büyür burada erken, çünkü hayat onlara çocuk kalacak kadar merhametli davranmaz. Ve yine de umut vardır; dağın ardında doğan güneş gibi. Çünkü bu kadim topraklarda insanlar, ne kadar yorulsalar da yeniden ayağa kalkmayı bilirler. Dicle akar, rüzgâr eser, hikâye bitmez... Mezopotamya susmaz.
Asla bir seçenek olma Öncelik ol yada yanlız..
Ben seni öylesine sevdim
Hiçbir ayrılık anlatamaz sana duyduğum hasreti… Hiçbir kelime, içimde sana dair büyüyen özlemi tarif etmeye yetmez. Ben seni, bütün sevdaların ötesinden sevdim; insanların adını koyamadığı, ulaşamadığı, yetişemediği bir yerden… Sana olan sevgim, bir mevsim gibi gelip geçen değil; zamana meydan okuyan, sessiz gecelerin en derininde bile adını kalbimde yaşatan bir özlemdi. Kimsenin dokunamadığı kadar derin, kimsenin göremediği kadar gizli bir sevdaydın. Seni beklemek bile başlı başına bir ömürdü benim için. Çünkü ben seni gözlerin için değil, ruhumun en sessiz yerinde yankılanan varlığın için sevdim. Bir insanı değil, kalbimin secde ettiği en güzel duayı sever gibi sevdim. Ve bil ki… Hiçbir ayrılık yazamaz sana olan hasretimi, sevgimi, özlemimi… Ben seni, herkesin sevdiği gibi değil; gökyüzünün yıldızlara duyduğu sessizlik gibi, dağların rüzgâra duyduğu sadakat gibi, ve bir ömrün, hiç kavuşamayacağını bilse bile vazgeçemediği dua gibi sevdim. Kimselerin ulaşamadığı bir yerdeydi sana olan sevgim… Ne mesafeler yetişebildi ona, Ne zaman eskitebildi, Ne de ayrılık öldürebildi… Çünkü bazı insanlar kalpten geçer, Bazıları ise ruhun en derinine yerleşir. Sen benim kalbimden değil, ruhumdan geçen en güzel yaramdın… Ve ben seni, Bir gün unutmak için değil, Bir ömür boyunca özlemek pahasına sevdim.