Batman'ın kızıl akşamları, Çiyager'in kemanından dökülen nağmelerle yankılanırdı. Her notası, Hevi'ye olan derin aşkının fısıltısıydı. Hevi ise, adeta baharı müjdeleyen bir çiçek gibiydi; gülüşüyle köyü şenlendirir, gözleriyle Çiyager'in yüreğini ısıtırdı. Aşkları, Fırat'ın coşkun suları gibi engin, Mezopotamya'nın kadim toprağı gibi kadim ve derindi. Düğün hazırlıkları başlamış, iki genç yürek, sonsuz bir mutluluğa yelken açmaya hazırlanıyordu.
Ancak kader, onların önüne zalim bir engel koydu. Devletin zulmü, köyü kasıp kavurmuş, her köşeye korku ve hüzün ekmişti. Köyün gençleri birer birer dağlara çıkmaya zorlanıyor, ya da zindanların karanlığında kayboluyordu. Çiyager'in yüreği, Hevi'ye olan aşkıyla dağlara duyduğu sorumluluk arasında ikiye bölünmüştü. Bir gece, Hevi'yi son bir kez bağrına bastı. Gözlerinde yaşlar, dudaklarında buruk bir tebessümle fısıldadı: "Beni bekle Hevi'm. Bu zulüm bitince döneceğim. Aşkımız dağlardan büyük, bu hasret de bizi öldüremez."
Hevi, Çiyager'in ardından dağlara doğru giden siluetine bakarken, yüreği paramparça oldu. Köyde kalmak onun için dayanılmazdı. Çiyager'siz bir hayat, nefes almaktan farksızdı. İşte o anda karar verdi: nereye giderse gitsin, Çiyager'in izini sürecekti. Aşkları, onu da dağlara çekti. Çiyager'in ardından, o da dağların yollarını tuttu. Vuslat umuduyla, zorlu koşullara, tehlikelere aldırmadan ilerledi.
Yıllar su gibi akıp geçti. Dağlar, Çiyager'in sığınağı, yoldaşı olmuştu. Kemanı, artık sadece Hevi'ye değil, dağların fısıltısına, zulme karşı direnişe eşlik ediyordu. Hevi ise, dağların bir başka kolunda, Çiyager'in yolunu gözlüyor, adını her rüzgarda fısıldıyordu. İkisinin de yüreği, birbirine kavuşmanın özlemiyle yanıp tutuşuyordu. Ancak coğrafya geniş, yollar uzundu. Kavuşmaları imkansız gibi