Rezan Farqîn

Rezan Farqîn
@kitapsizadam
Yasaklanmış bir ülkedir gözlerin, Geçit vermez yerleşik sevdalara
Kürtler
Kürtler tarihini dağlara yazdığı bir halktır. Onlar, bin yılın acısını sırtlayıp umudu hala yüreğinde taşıyanlardır. Her taşın altında bir hatırası, her dağın ardında bir destanı vardır. Zulümle sınanmış, ihanete tanıklık etmiş ama asla eğilmemiştir bu halk. Çünkü Kürt olmak; her sabah güneşi özgürlük duasıyla karşılamaktır. Barış onlar için bir hayal değil, bir hakikattir. Yıllar süren savaşların, göçlerin, inkârların ardından bile "Bir gün bu topraklarda kardeşçe yaşanacak" diye umut beslemişlerdir. Bazen bir dengbêjin sesiyle, bazen bir çocuğun gözyaşında barışın izlerini taşımışlardır. Kürt halkı barışı sever; ama zorla susturulmayı değil. Kardeşlik ister; ama haysiyetle. Misafir gelir, baş köşeye oturtulur. Kürt’ün evinde aş yoksa, komşudan bulunur; ama gelen asla aç bırakılmaz. Çünkü misafire gösterilen hürmet, Kürt’ün onurudur. Bu halk, yüreğini sofrasına katık eder; ama ihaneti sofraya oturtmaz. Yurtseverlik mi dedin? Bir çocuğun ben burdayım demesiyle başlar yurt sevgisi. Sınırlar çizilmiş olabilir, haritalar sil baştan yapılabilir ama Kürt’ün kalbindeki vatan çizilmez, silinmez, satılmaz. Dersim'de, Amed'de, Botan’da, Mahabad'da; her karış toprakta bir direniş, her hanede bir umut yeşermiştir. Kürt yurtseverliği, sadece toprağa değil, onura, dile, kültüre, geçmişe ve geleceğe sadakattir. Ama unutanlara seslenelim: Kürt halkı ne boyun eğen ne de unutandır. Yeri geldi susar, ama hafızası asla susmaz. Baskı gördü, dili yasaklandı, köyleri yakıldı, ismi bile saklandı… Ama dimdik kaldı, çünkü Kürt’ün adı direnişle, sabırla, onurla yazılmıştır. Kürt olmak, mazlumun yanında durmaktır. Zulme karşı durmak, adaleti her şeye rağmen savunmaktır.
Güneşe Sevdalı Çocuklar
Reklam
Sen cudi dağından izliyorsun ben Süphan dağından izliyorum gökyüzünün maviligini ben xecu siyabendin yaşadığı coğrafyadan sesleniyorum sana sen ise memu zinenin yaşadıgi toptaklarda sesleniyorsun bana ama ne aci ki bizi bizden başkası duymadı bizi bizden başkası anlamadi ne yazık ki serhat dağları botan dağları hepsi sağır oldu bize
Bir Can Ölüyor!
Bir kıvılcım yetiyor… Sonrası koca bir cehennem! Ağaçlar yanmıyor sadece, Canlar kavruluyor, yürekler tutuşuyor! Bir can ölüyor, Ve sen hâlâ izliyorsun… Elinde sigara, dilinde bahaneler! Unuttuğun izmarit, bir hayatın sonu oluyor! Anladın mı? Bir CAN ölüyor! Duman sadece gökyüzünü karartmıyor, İnsanlığın yüzünü de simsiyah ediyor. Bir kuş, kanadını aça aça düşüyor toprağa, Bir hayvan, canhıraş koşarken yanarak çığlık atıyor, Ve biz… sadece bakıyoruz! Yangın değil bu sadece, Bu, ihmalkârlığın, vicdansızlığın, sessiz kalmanın yangını! Bir can ölüyor her alevde… Ve biz her seferinde biraz daha insanlığımızı kaybediyoruz.
Acısını yaşamadığınız bir şeyin rüyasına kapılmayınız..
Çiyager ve Hevi: Sur Direnişi
Batman'ın kızıl akşamları, Çiyager'in kemanından dökülen nağmelerle yankılanırdı. Her notası, Hevi'ye olan derin aşkının fısıltısıydı. Hevi ise, adeta baharı müjdeleyen bir çiçek gibiydi; gülüşüyle köyü şenlendirir, gözleriyle Çiyager'in yüreğini ısıtırdı. Aşkları, Fırat'ın coşkun suları gibi engin, Mezopotamya'nın kadim toprağı gibi kadim ve derindi. Düğün hazırlıkları başlamış, iki genç yürek, sonsuz bir mutluluğa yelken açmaya hazırlanıyordu. Ancak kader, onların önüne zalim bir engel koydu. Devletin zulmü, köyü kasıp kavurmuş, her köşeye korku ve hüzün ekmişti. Köyün gençleri birer birer dağlara çıkmaya zorlanıyor, ya da zindanların karanlığında kayboluyordu. Çiyager'in yüreği, Hevi'ye olan aşkıyla dağlara duyduğu sorumluluk arasında ikiye bölünmüştü. Bir gece, Hevi'yi son bir kez bağrına bastı. Gözlerinde yaşlar, dudaklarında buruk bir tebessümle fısıldadı: "Beni bekle Hevi'm. Bu zulüm bitince döneceğim. Aşkımız dağlardan büyük, bu hasret de bizi öldüremez." Hevi, Çiyager'in ardından dağlara doğru giden siluetine bakarken, yüreği paramparça oldu. Köyde kalmak onun için dayanılmazdı. Çiyager'siz bir hayat, nefes almaktan farksızdı. İşte o anda karar verdi: nereye giderse gitsin, Çiyager'in izini sürecekti. Aşkları, onu da dağlara çekti. Çiyager'in ardından, o da dağların yollarını tuttu. Vuslat umuduyla, zorlu koşullara, tehlikelere aldırmadan ilerledi. Yıllar su gibi akıp geçti. Dağlar, Çiyager'in sığınağı, yoldaşı olmuştu. Kemanı, artık sadece Hevi'ye değil, dağların fısıltısına, zulme karşı direnişe eşlik ediyordu. Hevi ise, dağların bir başka kolunda, Çiyager'in yolunu gözlüyor, adını her rüzgarda fısıldıyordu. İkisinin de yüreği, birbirine kavuşmanın özlemiyle yanıp tutuşuyordu. Ancak coğrafya geniş, yollar uzundu. Kavuşmaları imkansız gibi
Reklam