Oysa, bir insan yaşantısını bütünüyle, tümüyle yaşayacak olsa, bütün duygularına biçim verecek, bütün düşlerini gerçekleştirecek olsa, yeryüzüne öyle diri bir sevinç gücü gelir ki Ortaçağ' dan kalma bütün bozuklukları unuturuz, insana değer veren çağların ülküsüne döneriz... belki de daha yüce, daha zengin bir ülküye. (s.23)
Arkadaşlık için gülmek, fena başlangıç değil, arkadaşlığı bitirmek içinse çok daha iyidir. (s.12)
Elimde değil, yakınlarımı düşman gibi görüyorum. Belki hiçbirimizin kendi kusurlarımızı başkasında görmeye dayanamayışımızdan ileri geliyor. (s.13)
Saadet, hayatı olduğu gibi kabul etmektir. Hayatı olduğu gibi kabul etmeli ve ona ne bir şey ilave etmeli, ne de ondan bir şey eksiltmeli... Bazı şeyler vardır, canımızı sıkar: Bu neden böyle? "Böyle şeyleri dünyadan kaldırmalı" deriz. Bazı şeylerde mevcut değildir. İçimizden bunların olmasını ister, hatta bu uğurda çalışırız. İkiside saçma ve faydasızdır. İnsan dediğin mahluk hiçbir şeyi değiştiremez. Bunun için, gönlünün rahat olmasını istersen, gördüğün fenalıkların bile bir hikmeti olduğunu düşün ve yeryüzünde olmayan iyilikleri oraya getirmek sevdasına kapılma. Sonra en mühimi: Kendini halinden şikayet etmeye alıştırma! Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez; kendine etmiş olursun...