Şeyma Demir #gelin
1940’lı yıllara gidiyoruz. Kadının, daha doğrusu çocuk olupta kadın olmak zorunda bırakılan kadınların değer görmediği, adı çıkmasın diye saçma bahaneler türetilip, kendinden yaşça büyük hatta yeri geldiğinde dede diyebilecekleri kişilere daha 15’lik ken kadınlık yapması için verilen dönemlere gidiyoruz. Duyuyoruz, görüyoruz ve şu zamanda o döneme göre azınlık olsada hala böyle adetlerin devamlılığının var oluşunu… Çağ değişiyor ama insan zihniyeti, toplumun dayatıcı baskısı değişmiyor maalesef.
Küçük yaşta annesiz kalan ve amcası himayesinde yaşayan Zelal, bahsettiğim töre, adet, toplum baskısı artık adına ne denirse sebeplerden kendinden büyük başka bir köyün ağa oğlu İsmail ile evlendirilir. Talihi güler mi bu kızın dediğimiz noktada İsmail gibi merhametli ve Allah korkusu olan birine denk gelmesiyle bir nebzede olsa yüzümüz güler. Sevgi görür, merhamet görür en önemlisi ise evlilik günlerinin gecesinde yaşının küçüklüğü sebebiyle vicdan yapan İsmail tarafından dokunulmayarak saygı görür. Ne kadar hayran kalsada hem güzelliğine hem de becerisine, İsmail kararlıdır küçük Gelin büyümedikçe ona el sürmemeye… Zaman hızla akıp geçer ve Zelal büyür ve kendi arzusuyla İsmail’den bebek sahibi olur. Fakat İsmail daha bebeğini göremeden amansız bir hastalık yüzünden vefat eder. Yüzü güldü mutlu artık dediğimiz yerde Zelal yeniden kimsesiz kalır. Ve maalesef ki adı dul geline çıkar. Köy halkı sığdırmaz olur kayınvalide evine. Genç gelin evde bekar kaynıyla durmaz denir. Toplum baskısı yeniden Zelal’in hayatını kendi isteğine göre şekillendirmeye çalışır. Yeniden başarırlar, Zelal abi bildiği Süleyman’la kocasının kardeşiyle evlenmek zorunda kalır.
Acısını içine atar Zelal yine her zaman ki gibi. Susmak, itaat etmek, boyun eğmek, saygı duymak öğretilmiştir