Kısa bir tatile giden kadın avcısı adam gözüne kısa sürede bir kadını kestirir. Ancak tanışıp yakınlaşmak istediği kadının 12 yaşında bir oğlu vardır. Adam bu çocukla arkadaşlık kurarak kadına yaklaşmaya çalışır. Kitap, çocuğun annesini elde etmek isteyen bu adamı annesinden uzaklaştırmak için çeşitli yollara başvurmasını konu alır.
Yakıcı SırStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202551,4bin okunma
Bir Toltek Bilgelik Kitabı... kendine, hayatına daha fazla enerji katman için güzel bir öneri. Hayatımızın enerjilerini emenleri farketmemiz ve onlarla başa çıkmamız için, en önemlisi de kendimiz için bu adımı atmalıyız.
’İnsan zihni, sürekli tohumların ekildiği verimli toprak gibidir. Tohumlar düşünceler, fikirler ve kavramlardır. Söz tohum gibidir ve insan zihni son derece verimlidir! Bir tohum, bir düşünce ekersiniz ve o büyür. Burada tek problem şudur: Genellikle bu verimli toprağa korku tohumları ekilir’ der Don Miguel Ruiz ve bu verimli toprağın o korku tohumlarından arınması için bize kendimizle yapacağımız dört anlaşmayı ayrıntılarıyla anlatır.
1.Kullandığın sözcükleri özenle seç
2.Hiçbir şeyi kişisel algılama
3.Varsayımda bulunma
4.Daima yapabileceğinin en iyisini yap!
Dört AnlaşmaDon Miguel Ruiz · Ötesi Yayıncılık · 202316,3bin okunma
Soğuğu iliklerinize kadar hissedeceğiniz bir öykü. Sanki okumadım o an her şey gözümün önünde tüm detaylarıyla film şeridi gibi geçti. Ayrıntılar, hisler o kadar güzel verilmiş ki.
Stefan Zweig’in Umutulan Hayaller kitabında iki hikaye yer almakta. Zweig’in betimlemeleri ve tasvirleri bu hikayede göz dolduruyor. İkinci hikaye olan Aldanış ise ‘Bir Çöküşün Öyküsü’ olarak okuduğumuz hikaye. Biraz hayal kırıklığına uğradım bu hikayeyi görünce. Çünkü Zweig’ hikayeleri seviyorum ama kütüphanemde olmayanları tamamlamaya çalışıyorum. Unutulan Hayaller zaten kısacık bir hikayeydi. Kitabın tamamını bu hikaye kapsıyordu.
Kırmızı Pazartesi... Kitabın orijinal adı “Cronica de Una Muerte Anunciada” Türkçeye aslında ‘Sonu önceden anlatılan Kronik bir Ölüm’ diye de çevirebiliriz. Zaten kitabın adı neden Kırmızı Pazartesi anlamamıştım.
Eseri ilk okumaya başladığımda çok fazla eserin içinde geçen yabancı isim beni biraz sıktı ama ilerledikçe kitaba bağlandığımı hissettim. Evet sonunu biliyoruz ama olay bu noktaya gelene kadar neler oldu? Olayın arka planında neler gelişti? diye düşününce kitap beni kendine tutsak etti.
Kitap, namus davasını ön plana alarak toplumun duyarsızlığının masum insanların ölümüne neden olduğunu bize gösteriyor.
Yaşanmış bir hikayeden esinlenerek ve zekice kurgulanan roman bize ‘okuyucu eserin içine nasıl çekilir?’ sorusunun cevabını da veriyor. Parçası olduğun şeye müdahale edememen seni esere daha çok bağlıyor. Kısaca okuyucuyu esere tutsak ediyor.