Mülkiyete gelince: Bütün mülk sadece Allah'ın olduğuna ve her insan çalışması neticesinde ancak bu mülkiyetin kullanım hakkından yararlanabileceğine göre, Kur'an'ın ve Hz. Muhammed'in ortaya koydukları mülkiyet anlayışı Batılı ve burjuva mülkiyet anlayışının tamamen zıddıdır.
İslam'ın bütün tezahürlerindeki ana teması, insanın Allah'a yükselişinde ve Allah'ın insana gelişi şeklindeki ve Müslümanın kalbinin gevşeyip kasılması niteliğindeki şu çifte hareketle ilgilidir: "Doğrusu biz Allah'a aitiz ve muhakkak ona döneceğiz!" (Bakara, 2/156)
Namaz, inanmış insanı bu evrensel ibadete dâhil eder.
Namaz kılarlarken yüzlerini Mekke'ye çeviren bütün dünya Müslümanları ve mihrapları Kâbe'ye çevrilmiş olan bütün camiler aynı nokta etrafında genişleyen daireler hâlinde, kalplerini merkezine doğru çeken bu geniş çekim alanıyla bütünleşirler. Namazdan önce alınan abdest insanın ilk temizliğe dönüşünü sembolize eder. Böylece insan, abdest almakla Allah'ın imajını karartabilecek her şeyi kendinden uzaklaştırdığı için Allah'ın mükemmel aynası hâline gelir.
Hz. Muhammed asla yeni bir din getirdiğini iddia etmemiş, fakat örnek ifadesini Hz. İbrahim'de bulduğu bu gerçek imanı devam ettirmek, ıslah etmek, tamamlamak için gönderildiğini dile getirmiştir.