Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan, Resûlullah ﷺ'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir. "
Hz. Aişe'nin şöyle dediği nakledilmiştir: Allah Resûlü'nü şöyle dua ederken işittim:
"Allahım! Senin tertemiz ve temizleyici has, mübarek, sevdiğin ve onunla sana dua edilince kabul ettiğin, merhamet dilenince merhamet ettiğin, sıkıntılardan kurtulmak istendiğinde kurtardığın ismi celilin hürmetine senden yardım istiyorum!"
Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan, Resûlullah ﷺ'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Allah, temizdir, temiz olandan başkasını kabul etmez. Allah, peygamberlerine neyi emrettiyse mü'minlere de onu emretmiştir. Peygamberlere "Ey Peygamberler! Temiz ve helâl yiyeceklerden yiyin ve salih amel işleyin, "mü'minlere de "Ey iman edenler! Rızık olarak size verdiğimiz temiz ve helâl şeylerden yiyin" buyurdu.
Sonra Allah Resûlü "İnsan, uzun yolculuklara katlanır. Saçları birbirine karışmış, yüzü gözü toza bulanmış bir halde "Ya Rab! Ya Rab!" diyerek ellerini gökyüzüne açar. Halbuki, yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır. Haram ile beslenmiştir. Böylesinin duası nasıl kabul edilir?" buyurdu.
Kardeşlik ilkesi, Hz. Peygamber'in muhacirlerden bir adam ensardan biriyle kardeş ilan etmesi suretiyle işletiliyordu. Böylece bu ikisi, kaynakları ve imkânları paylaşırlar, birbirinin deneyiminden karşılıklı olarak istifade ederler, birbirlerine yeni şartlara adapte olma konusunda destek olurlardı. Ensar, mal ve uzmanlıklarıyla muhacirler ise Hz. Peygamber'den deneyimledikleri ve İslam'ı daha önce benimsemiş olmanın kazandırdıklarıyla katkı sağlardı.
Kardeşlik bağı o derece güçlüydü ki, bir kimse kardeşine mirasçı oluyordu, bu durum miras ayetleri nazil olup da bu hükmü neshedinceye kadar devam etmişti.