Beni neyin böyle tükettiğini çok iyi biliyorsunuz . Gözünüzde bir hiç olduğumdan ve umut dahi besleyemeyeceğimden açık konuşuyorum : Her yerde siz varsınız, geri kalanı umrumda değil. Sizi nasıl , neden sevdiğimi bilmiyorum. Yüzünüzün güzel olup olmadığını bile bilmiyorum,düşünebiliyor musunuz?
Söyle Bana Hindiba
Kartallar uçar mı bir harâbeden
Köprülerden benim yârim geçer mi
Sen neden bu kadar güzelsin,bilmem
Taşırsın yeryüzüne ebedi tohumları
Ben ise kuruyacak bir suyun mahkûmuyum
Avuçlayıp öpüyorum kumları
Bir kara delikten bakarken hayat
Meydan okuyanlar kim bu serâba
Söyle bana hindiba
Sen nasıl bu kadar ceylan koşması
Sen nasıl bu kadar yollar aşması
Sen nasıl bu kadar güneşe meftun
Sen nasıl bu kadar sahra çeşmesi
Ben rüzgâr değilim, dokunmam çiçeklere
Ben kara parmaklı insan değilim
Kirpik uçlarımdan kayar yıldızlar
Bilemezsin, hayal akşamlarında renklerini kuşatan
Damıtılmış gözyaşıdır ömrümün
Ben boşluğa üfleyen cellat değilim
Karayele verdim ayaklarımı
Söyle bana eceli kim tutar perçeminden
Hangi ölü bilmez nereye gittiğini
Sen miydin o mehpâre, o memnu, o dilruba
Söyle bana hindiba
-"Neyi bekliyoruz , zeze?"
-" Gökyüzünden güzeller güzeli bir bulutun geçmesini. "
-"Niçin?"
-" Küçük kuşumu serbest bırakacağım. Sahiden, artık ona ihtiyacım yok...
"Bir gün ,tren istasyonunun yanındaki bir lokantaya girdim; kendimi hamallı yük arabalı yabancı bir çevrede bulmuştum birdenbire ve civarda başka bir meyhane yoktu. Lokantanın bahçesinde , trenlere yakın bir yere oturdum. Erken bir saat olmasına rağmen masalar kalabalıktı. Bir şişe rakı söyledim.(Kimseye bakacak halim yoktu.) Sabahtan beri bir şey yememiştim: biraz meze getirttim. İlk kadehleri hızla içtim, başım döndü . Sonra , çevreme baktım : konuşuluyordu, hiçbir şey yenmiyordu , sadece kahve çay gibi şeyler içiliyordu. Birileri bekleniyordu. Tren yoluna bakılıyordu .İçmeye devam ettim. Çevremdeki gürültü artıyordu ; heyecanlanıyordu. Masalardaki çaylar bile içilmiyordu. Bütün gözler demiryoluna çevrilmişti. İçki yavaş yavaş gerginliğimi yumuşattığı için , çevremdeki insanları görmeğe ,sesleri duymaya başladım. Dış ülkelerden gelecek bir tren bekleniyordu. Herkes birbirine gülümsüyordu, bir yakınlık havası sarıyordu ortalığı. Ben de gülümsedim (birazda içkiden). Sonra onlarla birlikte heyecanlanmaya başladım. Bilhassa tren yoluna bakınca insanın heyecanı artıyordu. Sanki benim de bir yakınım, bir dostum gelecekti. Sanki trenden ,mesela Nazlı çıkacaktı birden ve boynuma sarılıverecekti. Bende bütüm olanları bir anda unutarak onu affedecektim. Hemen bir arabaya binecektik; her şey hemen düzelecekti. Herkes sabırsızlanıyordu ; herhalde tren biraz gecikmişti.
Ben ,trenin geliş saatini bilmediğim için , biraz rahattım . Dakikalar ilerledikçe benim de gözüm demir yoluna takıldı kaldı. Tren geldiği zamam , herkes kadar heyecanlı ,herkes kadar sabırsızdım. Herkesle birlikte gülümsüyordum . İnsanlar, yakınımdaki masalarda oturanlar ,masaya kurulup rakı içerek yolcusunu bekleyen bu adama biraz hayret ,biraz da imrenmeyle bakıyorlardı. Ben , olgun bir adam rolündeydim.