Ben, hiçbir biçimde dünyada önem verilen şeylerden biri değildir, aslında “ben” en az merak edilen ve sahip olduğunun görülmesine izin verilmesinin en sakıncalı olduğu şeydir. Tehlikenin en büyüğü olan ben’in kaybı, aramızda hiçbir şey olmamış gibi fark edilmeden gerçekleşebilir. Ne olursa olsun, bacağın veya kolun, servetin, kadının veya bilinmeyen herhangi başka bir şeyin kaybı, hiçbir şey bu kadar az gürültü yapamaz.
Birini veya bir şeyi hayatımıza alırken, kendimiz için var ederken, aynı zamanda bir gün gelecek yokluğuna da yer açmış oluruz. Kayıp karşısındaki bütün kırılganlığımız buradan gelir.
(Dünyaya geldiğimizde) Hayatta kalabilmek için ötekilere ihtiyacımız var. Yaşamımızı sürdürebilmek için de onlara göre şekil almamız icap edebilir. Tam da bu noktada varoluşçu bakış açısı kendimizi bulamadan ötekini tanıdığımızı iddia eder. Daha henüz kendi zevklerimizi, isteklerimizi ve arzularımızı keşfetmeden tabiri caizse ötekine yaranmayı öğreniriz.