Daha ileri bir evrede insan, Tann'yı insan şeklinde düşünür, öyle görülüyor ki bu, insanın kendinin daha fazla farkına varmasıyla ve insanı dünyadaki en yüce ve asil "şey" olarak keşfetmesiyle mümkün olabilmiştir. Bu antromorfik Tanrıya tapınma safhasında, iki boyutlu bir gelişme buluruz. Bunlardan biri, Tanrı'ların dişi veya erkek doğasıdır, diğeri de insanın ulaştığı ve Tanrı'larının doğası ile onlara yönelik sevgisinin doğasını belirleyen olgunluk derecesidir.
Daha önce, sevme ihtiyacımızın temelinin ayrılık deneyiminde ve birlik deneyimi yoluyla ayrılık kaygısından kurtulma gereksiniminde yattığını belirtmiştik. Tanrı sevgisi denen dini sevgi biçimi de psikolojik anlamda bundan farklı değildir. Bu da ayrılığın üstesinden gelme ve birliğe ulaşma ihtiyacından kaynaklanır. Aslında insan sevgisi gibi Tanrı sevgisinin de bir çok farklı niteliği ve yönü vardır ve bu sevgide de büyük ölçüde aynı farkları buluruz.
Eğer kişi, sadece bir tek insanı sever ve onun dışındaki tüm çevresine kaygısız kalırsa, onun sevgisi sevgi değildir, ya alabildiğine bir bencilliktir ya da ortak yaşam birliğidir.