Tuba Hatipoğlu

Tuba Hatipoğlu
@klasiktuba
* bir şehrin uzak semtleri gibi gözlerin üzgün, Kara, ayaklanmaya hazır..
- “İnsan hayatta iki kez sevemez”
9/10
·617 syf.··
2026 3. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2026 16:26
Bu roman tembelliğin felsefesini anlatmaktadır. Romanın kalın olduğuna bakmayın en fazla bir hafta içinde bitirebileceğiniz bir kitap. Klasikler arasında en akıcı kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Kitabın ana karakteri olan Oblomov geçmişe odaklanıp kalmış biridir. Sürekli yaşamaya hazırlanıyor, başlıyor, sürekli aklında geleceğinin resmini yapıyor fakat gerçekleştirmek için adım atamaz. Evde olduğu zamanlar sürekli yatardı, hem yatak odası hem çalışma odası hem de konuk odası olan odadan pek çıkmazdı. ‘Oblomov için yatmak, bir hasta veya uykusu gelen bir insan için olduğu gibi zorunluluk değildi; yorulan bir insan için olduğu gibi gelip geçici bir gereksinim veya bir tembel için olduğu gibi bir zevk değildi… Onun için olağan bir şeydi yatmak… ‘ Etrafındaki herkes onu hareket etmeye dışarı çıkmaya bir şeyler yapmaya zorlar fakat o asla evden çıkmak istemez. Sosyete ve toplumun konuşmaları ilgilendikleri alanlar, dünyada neler olup bittiği ile ilgili bilgi toplamaları, bunlarla kafalarını şişirmesi sonra da bütün bir hafta durmadan bunları konuşmaları ona anlamsız gelir böyle bir ortamda bulunmak istemez böyle bir ortamda bulunmanın gereklilik olmadığını düşünür. “Oysa hiçbirinde hayat yok: Hayatı anlama yok, duygu yok, sizlerin hümanizm dediğiniz şey yok. Yalnızca kendini önemseme var, o kadar.” İleriye bir adım atıp hayatın içine karışmadığından tarihin sayfalarına gömülmeye mahkumdur ve makus tarihine yenilir. Değişimden korkar, zamanın ilerlediği ve geleceğe yönelmek gerektiği farkındalığınını kabul edemez. Çok güzel bir kitaptı.. Okumanız gereken en güzel klasiklerden biridir. Alıntılar: - Seni hayata döndürebileceğimi, benim için yaşayabileceğini umuyordum, oysa çoktan olmuştu sen! - Geçmiş ‘soldu, yok oldu…’ - Ağlayan ben değilim, hatıralar ağlıyor!… -
Oblomovİvan Gonçarov · İletişim Yayınları · 201949,9bin okunma
Reklam
Kader
10/10
·559 syf.··
Beğendi
·
2025 33. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 28 Kasım 2025 12:24
Victor hugo bu kitabıyla sadece aşkı değil o dönemde insanların düşünce özgürlüğünü ifade edebildikleri tek şey olan mimarinin önemini,matbaanın icadıyla mimarinin yok oluşunu, toplumun adalet anlayışını ya da anlayışsızlığını ve inanç adı altında din adamlarının ahlaksızlığının meşruluğunu anlatmaktadır. Bir insanın inançlı olması ahlaklı olduğu anlamına mı gelir? Asla.. Bu düşünce bizim toplumumuzda da kanayan bir yaradır bence. Notre Dame de Paris Hakkında: 19. yüzyıl başlarında Paris şehir planlamacıları katedralin bakımsızlığından ötürü katedrali yıktırmak istemişlerdir. Victor Hugo, halkın ilgisini çekmek için Notre-Dame'ın Kamburu adlı romanını 6 ay gibi kısa bir sürede yazarak, katedrale ve kaderine yeniden ilgi duyulmasını sağlamıştı. Sen nehrinin kıyısında bulunan Notre Dame de Paris kilisesi günümüzde de görkemli ve heybetli bir görünüme sahiptir. Güçlü ve ağırbaşlı görünümü ile insanı dehşete düşüren gotik mimarinin kullanıldığı bir baş yapıttır. Bu ulu Yapı’nın her cephesi, her taşı sadece ülke tarihinin değil sanat tarihinin de önemli bir sayfasını oluşturan geçiş dönemi yapıttır. Kitabın karakterlerinden bahsedecek olursam Claud Frollo,Quasimodo,Esmeralda, Phoebus, Pierre Gringore … Katedralin papazı olan Claude frollo Çok çirkin bir bebek olduğundan "eksik-tamamlanmamış adam" anlamına gelen Quasimodo ismini verir. Quasimodo katedralde zangoçluk(Çan çalan kimse ) görevini yapar. Quasimodo çanlarına adeta aşıktır.Maalesef bir süre sonra çanların sesi nedeniyle sağır olur. Quasimodo’nun bu dünyada ilişki içinde olduğu iki şey vardı: Notre Dame ve Claud frollo.. Quasimodo Esmeraldaya aşık, Papaz Claude Frollo da Esmeralda'ya aşıktır hemde saplantılı bir şekilde.. Esmeraldanın kalbi ise ikisine de ait değildir. Esmeralda genç ve güzel bir
Notre Dame'ın KamburuVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202242,2bin okunma
Dünya, gözyaşlarının biriktiği bir yerdir.
10/10
·192 syf.··
2025 21. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 02 Temmuz 2025 00:32
Emil Cioran'ın Fransızca yazdığı ilk eseri olan felsefi kitabıdır. Tanrı ile olan hesaplaşması, nihilizm tartışmaları, tarihe ve ütopyaya yönelttiği bakış açıları, ölüm ve intihar gibi birçok konuyu dikkate değer düşünceleri ile birlikte mutsuzluğun da bir seçim olduğunu defalarca vurguladığı kitabıdır. Yazar ‘çürümenin kitabında’ intihar fikrini çokça belirtmiş ve yer yer övmekten de kaçınmamış. Okuduğum bir çok kişisel gelişim kitaplarından çok farklı bir temada işlenmiş. Diğer kişisel gelişim kitaplarından en büyük farkı intihar konusunu bu kadar işlemesi, bunu savunması ve bunu yüceltmesidir. Oysa biz kişisel gelişim kitaplarında belki en çok intihar etmemeyi ve yaşamaya devam etmenin önemini öğretmiştik. Bu konuda yazar gibi düşünmesem de savunmasını da absürt bulmadım. Belki hayatın tüm anlamını öğrenen ve çözen kişi artık hayatın içinde anlamı bulmuyor olabilir tıpkı Martın Eden gibi.. Bence hayat her zaman yaşanmaya değer evet hayatımızda bir çok şey yolunda gitmeyebilir, hayatımız altüst olabilir ama hep yaşamak için bir sebep vardır bence. Umarım bu kitabı okuyanlar yazarın bu düşüncesinden etkilenmezler. Yazarın bu konudaki görüşleri şu şekildedir: “Nasıl oluyor da kendini öldürmüyor? Zira ötekilerin intiharını tahayyül etmekten daha tabii bir şey yoktur. Kendini ortadan kaldırmak öyle açık ve öyle basit bir iş gibi görünür ki! Niçin o kadar nadir bir şeydir bu niçin herkes bundan kaçar? Çünkü, her ne kadar akıl yaşama iştahını yok saysa da, fiiliyatın sürmesine neden olan hiçlik bütün mutlaklardan üstün bir kuvvettedir; ölümlülerin ölüme karşı sessiz ortaklarını izah eder; yalnızca varoluşun simgesi değil, varoluşun da kendisidir bu hiçlik; her şeydir.” “ Tabiatta bütün varlıkların kendi yerleri varken, insan, metafizik olarak başıboş dolaşan, hayatın
Çürümenin KitabıEmil Michel Cioran · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma
Cennet de sende, cehennem de.
10/10
·318 syf.··
2025 18. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2025 01:38
**Kitaplarda bir efsane dolaşır. Her biri kendince döneme damgasını vurmuş üç İranlı arkadaştan söz eder bu efsane: Dünyayı gözlemleyen Ömer hayyam, o dünyayı yöneten Nizamülmülk ve aynı dünyaya dehşet saçan Hasan Sabbah. Birlikte Nişapur‘da öğrenim gördükleri rivayet edilir. Bu kitapta yazılan her şey gerçek olmayabilir. Tıpkı Ömer hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah‘ın bir zamanlar arkadaş olması ve selçuklular hakkında yazılan bir çok şey gibi.. Fakat kitap konu bakımından yelpazesi çok geniş ve sizi bir çok şeyi öğrenmek için araştırmaya sürüklüyor. Bir kitapta beni en çok heyecanlandıran şeylerden biri araştırma yapacak kadar ben de merak uyandırmasıdır. Kitabın içeriğinde bir çok farklı kişi ve konu mevcut. İlk olarak Ömer hayyam,Nizamülmülk ve Hasan sabbah nasıl arkadaş oldukları, sonrasında aralarında çıkan güç üstünlüğü mücadelesi ve kimseyi kırmak ve mücadele içinde yer almak istemeyen Ömer hayyam‘ın yaşamı üzerinde duruyor. Kitabın ilk 200 sayfası çok akıcı ve çok sürekleyici ondan sonraki kısım biraz daha durağan ilerliyor. Kitap bize İran, İran’ın şehirleri ve sokaklarında dolaşıyormuş gibi betimlemeleri ile de büyülüyor.Sonrasında insanın aklına gelen komşumuz olan bu ülke hakkında ne kadar az şey bildiğimiz.. İran hakkında konuşalım. Başkenti Tahran olan İran Roma imparatorluğu ve Bizans imparatorluğu ile mücadele etmiş 16. yüzyıl başına kadar Araplar, çeşitli Türk halkları ve Moğollar tarafından işgal edilmesine rağmen yüzyıllarca ulusal kimliğini yeterince muhafaza etmiştir. Müslümanların İran fethi 633 – 654, Sasani İmparatorluğu’na son vermiş ve İran tarihindeki dönem noktalarından biri olmuştur. İran bağımsız bir devlet olarak 1501’de Safeviler tarafından yeniden kuruldu. Safevilerin yeni imparatorluğunun resmi dinini Şii İslam olarak belirlemesi
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,7bin okunma
Hayatta gerçek daima iki çelişmenin ara yerindedir.!
10/10
·1025 syf.··
2025 4. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2025 00:00
Dostoyevski’nin son yazdığı ve ustalık eseri. Kitabın içeriğinde Aile kavramı, sosyalizm, din, mistisizm, nihilizm, özgürlük ve psikoloji özellikle de kişi tahlillerine yer verdiği uzun soluklu mükemmel bir eseri.Tabi ki benim fikrim bu yönde. Konusu Fyodor pavloviç adında bir babanın ilk karısından Dimitri, ikinci karısından ; Ivan ve Alyoşa ve gayrimeşru çocuğu olan aynı zamanda da evde aşçı olarak çalışan smerdyakov olmak üzere dört çocuğu ile olan ilişkilerini anlatan bir eser.Fyodor pavloviçin dört oğlunda da Dostoyevski’nin farklı kişilik özelliklerini görmek mümkün bence. Yazar kendinden çok şey aktarmış.Hatta hastalığını bile.. Karakterlerin her biri birbirinden çok farklı özelliklere sahip. Ben İvanın edebi yönünü çok sevdim,Dimitri’ye çok üzüldüm ve Alyoşa’nın saflığına ve temiz yüreğine hayran kaldım. Sanırım Smerdyakov’a acıdım ama sevemedim. Başlarda okurken ağır ağır ilerlediğim eser özellikle kitabın ortalarından sonra nefes almadan heyecanla okudum.Son 200 sayfası mükemmeldi. Kitabında ilk kısımlarında özgürlük temasına değiniyor.Özgürlük için kitapta yer verilen birkaç alıntıyı sizinle paylaşmak istiyorum. “İnsanlar özgür olduklarına şimdi her zamankinden çok daha emindirler; oysa özendikleri özgürlüğü kendi elleriyle bize teslim ediyorlar. Bizim eserimiz bu.” “ Özgürlüklerini ellerimize teslim ederek gösterdiğimiz yoldan gidince tam anlamıyla özgür olduklarına inandıracağız onları. Verdiğin özgürlüğün onları nasıl bir köleliğe, şaşkınlığa götürdüğünü hatırlayınca haklı olduğumuza inanacaklar..” Kitabın da yer yer sosyalizme de yer vermiş hatta tanımını yapıyor Dostoyevski. “ ben sosyalistim. -Sosyalist ne demek? -Tam bir eşitlik; mal, eşya ortaklaşadır, evlenme yok, din, yasalar isteğe göre, her şey öyle…” ” Tanrı’ya inanmayanlar
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,3bin okunma