Eskilerden Unutulmaması Gereken bir Seri
10/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
88 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 23:58
Kitabın basılı halini almayı uzun zamandır istiyordum lakin hangi yayın evi ve hangi sırada yoksa toplu set mi? Almalıyım gibi mevzulardan hep erteledim ve almaya fırsatım olmadı. Yaklaşık altı ay önce kız arkadaşımın teşviki ile aldığım Kobo e kitap okuyucu sağolsun biraz önce bahsettiğim sorulara derman oldu. Bu Kobo sayesinde alamadığım pahalı veya nadir olan çoğu eser gibi Pardayanlar serisinin de ilk ve örjinal çevirilerinden biri olan sahaflar da bile bulamadığım Başkan yayınları baskından okumak nasip oldu. Bu seri öyle bir seri ki ülkenin entellektüel hemen hemen her bireyinin okuduğu gibi reisliği ile bilinen Sedat Peker'in bile okumadan büyümediği bir seri. Zaten kapağında da "Dünyanın en bilinen aşk ve macera romanı" Yazısı her şeyi açıklar nitelikte. Günümüzde kesinlikle hak ettiği değeri görmeyen bir seri bence. Kitabın bir önceliği veya bir şey anlatma gibi gayesi var mı? bilmiyorum varsa da ben yakalayamadım. Kitabı çok rahat ve keyifle okudum su gibi aktı lakin e kitap okuyucuya tam alışamadığım için uzun bir serüven oldu. Hoşuma giden en büyük özelliği dönemin içinde yaşadım resmen. 15-16. Yüzyıl Fransasında mükkemel bir serüvene ve geziye misafirdim. Serinin geri kalanına okumak istiyorum kitap hakkında, karakterler hakkında veya her hangi bir içerikten bahsetmeme gere yok bunu benim yerime yapan uzun uzadıya yazan arkadaşlar illaki var onların hakkını teslim edelim. Sadece son olarak şunu demek istiyorum 21. Yüzyılda böylesi bir dönemde 70-80'lerde dünyanın bir çok yerinde çılgınlar gibi okunan bu roman serisini bitirmek her okura nasip olur mu? bilmiyorum, bu seriyi okudum demek şüphesiz benim gözümde ayrı bir okurluk seviyesi olacak. Umarım herkes bu seriye bir şans tanır.
1000Kitap
Pardayanlar 1Michel Zevaco · Baskan Yayınları · 1971443 okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2025 8. kitabı
Məncə, bu kitab sadəcə bir hekayə deyil. Bu, insanın öz azadlığı ilə necə oynadığının dəhşətli bir güzgüsüdür. Niki adlı adamı düşünün: bir böcək axtarır, özünü aydın, məntiqli bir insan hesab edir. Amma bir də görürsən ki, özü də qumun dibində bir böcək kimi qapana düşüb. Mən burada ən çox onun “azad olmaq” üçün göstərdiyi ilk cəhdlərə güldüm – əlləri ilə qumu qazıb qaçmağa çalışır, amma qum onu daha da aşağı çəkir. Bu, mənə həyatımızdakı o sonsuz “qaçış planlarını” xatırladır. Nə qədər çox qaçmağa çalışırıqsa, o qədər çox batırıq. Kitabın ən vurucu tərəfi isə qadının susqunluğu idi. Onun adı belə yoxdur. Sadəcə “Qumluqdakı Qadın”. O, işləyir, qumu kürüyür, adamın yeməyini bişirir, gecələr də onunla yatır. Amma bir dəfə də olsun “mən niyə buradayam?” demir. Bu məni qəzəbləndirdi. Sonra anladım ki, bəlkə də Abe bu qadın vasitəsilə cəmiyyətdəki görünməz əməyi, bəlkə də “qadın olmağın” özünü bir növ həbsxana kimi göstərmək istəyib. Amma etiraf edim ki, Niki ilə birlikdə mən də ona qarşı həm nifrət, həm də acıma hissi keçirdim. Sonlara yaxın Niki artıq qaçmaq imkanı tapdığı halda, niyə qalır? Çünki qumun altından su çıxarmağın sirrini tapmışdı. O, artıq qumun ona verdiyi “kiçik güc”ə bağlanmışdı. Bu nöqtədə mən öz-özümə sual verdim: “Bəs mən? Gündəlik işimin, təkrarlanan həyatımın qumuna nə vaxtdan öyrəşmişəm?” Bəlkə də həqiqi əsarət fiziki divarlar deyil, bizim “alışmağımız”dır. Və nəhayət, qumun qadını əslində Niki-nin öz vicdanıdır. O, qaçdıqca, qum daha çox gəlir. O, susduqca, qadın daha çox işləyir. O, qalmağı seçəndə isə qum artıq onu boğmur, ona ev olur. Mən bu kitabı bitirəndən sonra əllərimə baxdım. Sanki ovuclarımda qum vardı. Hələ də oradadır. “Qumluqdakı qadın” azadlıq haqqında yazılmış ən qaranlıq romandır – çünki o deyir ki, azadlığın özü də bir növ
Edebiyat
Qumluqdakı QadınKobo Abe · Qanun Nəşriyyatı · 02,890 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Disiplinler Arası Bir Okuma
8/10
·108 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
74 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 00:00
Klasik bir arkeoloji dergisi olarak bakındığım bir kaç sayfa okurum dediğim bir anda kendimi içerisinde kaybettim. Bu durum aslında kendime bir Kobo almam ile başladı. Kitap anca fiziki bir şekilde okunur felsefesine çok bağlı bir insandım. Acaba bu durumdan nasıl uzaklaşırım? sorusu çeşitli yönelmelere sebebiyet verirken, Kobo'da zaman geçireyim diye indirdiğim bir dergiydi kendileri. Tabi ki Tarihçi olmam hatta Eskiçağ ile devam etmem ve üstüne aşçılık eğitimim ile tarihi birleştirmem, arkeolojiyi kaçınılmaz bir araç haline getiriyordu. Dergiden bir kaç sayfa okuduktan sonra inanmazsınız çok fazla şey öğrenmeye başladığımı fark ettim. Anadolu'da 2017 yılı içinde yapılan çeşitli arkeolojik ve hatta sualtı arkeolojisi ve kent arkeolojisi de dahil bir çok kazıdan bahsedilmekteydi. Bu höyükler, kalıntılar ve batıklar çok fazla ayrıntıyı gün yüzüne çıkarmakta. Ayrıntılar ise çok fazla disiplin üzerinde parçalar sunmakta, mesela bir kaşığın aşçılıkla bağlantısını, bir buğday kalıntısının veyahut bir çömleğin saklama aracı olması gibi gibi bir çok farklı ve önemli bilgi öğrenmem bunuda fiziki olmayan bir okuma ile (yani ekrandan) yapmam çok hoşuma gitti. Derginin faklı sayılarını Kobo'ma yükleyeceğimden eminim ve dergi için en çok sevdiğim durum da arkeoloji gibi ilgisi olmayana sıkıcı gelebilecek bir alanı keyifle, kısa bölümler ile kopma yaşamadan anlatıyor olabilmesiydi. İlgilisine tam bir HAZİNE.
Alıntı
Aktüel Arkeoloji - Sayı 60 (Kasım-Aralık 2017)Aktüel Arkeoloji Dergisi · Ardeoloji Dergisi Yayınları · 20171 okunma
Puan vermedi·184 syf.·
2026 12. kitabı
Kobo Abe’nin "Kumların Kadını" eseri, okuru sadece bir kum çukuruna değil, zihninin en tekinsiz dehlizlerine hapseden, her sayfasında sanat yönetmenliğini bizzat üstlendiğimiz o devasa "zihin sinemasını" inşa eden sarsıcı bir varoluşçu klasiktir. Bir böcek bilimcinin koleksiyonuna yeni bir parça ekleme hırsıyla çıktığı yolculukta, köylüler tarafından bir kum çukurundaki kadının yanına hapsedilmesiyle başlayan hikaye; kumun o durmak bilmeyen, her şeyi yutan akışkanlığıyla zamanın, ahlakın ve modern kimliğin nasıl un ufak olduğunu en çıplak haliyle yüzümüze çarpar. İnsanın şehirli kimliği, unvanları ve geçmişi bu kum denizinde yavaş yavaş erirken, geriye kalan tek şey hayatta kalma dürtüsü ve modern insanın kendi benliğiyle ilgili sürekli ertelediği o derin, boğucu yüzleşmedir. İleride unuttuğum detayları hatırlamak için buraya bir spoiler notu düşüyorum: Kitabın o sarsıcı finalinde Niki Jumpei, aylarca kurduğu kaçış planlarını ve eline geçen gerçek özgürlük fırsatını, kumun içinden su toplamanın teknik bir yolunu keşfettiği anın getirdiği o tuhaf "başarı" hissiyle ellerinin tersiyle iter; bu durum, insanın en zorlu esaretin içinde bile bir amaç bulduğunda o esareti nasıl sahiplendiğinin trajik bir kanıtıdır. Hikaye, Jumpei'nin ortadan kayboluşunun yedinci yılında düzenlenen ve onun hukuken yok sayıldığını belgeleyen o soğuk, bürokratik "Gariplik Belgesi" ile son bulurken, aslında kahramanın toplumun gözünde öldüğü an, kendi yarattığı o daracık dünyada ilk kez gerçekten yaşamaya başladığı andır. Bu sarsıcı eseri; toplumsal rollerin ağırlığı altında ezildiğini hissedenlere, modern dünyanın rutinlerinde kendi "kum çukurunu" fark edenlere, Kafkaesque atmosferlerden ve psikolojik derinliği olan tekinsiz yolculuklardan keyif alan tüm edebiyatseverlere öneriyorum. Keyifli
Kumların KadınıKobo Abe · Monokl Yayınları · 20172,890 okunma
6/10
·184 syf.··
2026 9. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 20:03
Kitabı okuyalı bayağı oldu ama filmini izlemeden yorumlamak istemedim. Fakat filminde sonuna kadar gidemedim. Çünkü çok boğuldum. Kitap da zaten süründü elimde uzun süre. Baş karakterimiz öğretmen. Ve böceklere karşı bir ilgisi var. Bir gün evinden uzak bir yere kumların bol olduğu sahil olan bir yere yolculuk yapıyor. Tek derdi yeni bir böcek türü keşfetmek ve ona adını vermek. Ama tasvir edilen yer bildiğin çöl. Ve giderken köylülerle karşılaşıyor. Saat geç olduğu için ona kalacak bir yer vermeyi teklif ediyorlar karakterimiz de kabul ediyor. Ve ondan sonra kaos başlıyor. İp merdivenle inilen bir ev ve tek başına yaşayan bir kadın. Gece orada kalıyor ve sabah uyandığında ip merdivenin yukarıya çekildiğini görüyor. Kadına soruyor cevap bulamıyor. En sonunda anlıyor ki o artık tutsak. Kumlar evin üzerine yıkıldığı için sürekli kumları kovalara doldurup yukarıdaki insanlar tarafından çekilmesi gerekiyor. İlk başta kabul etmiyor hatta kadını tutsak ediyor. Ama susuzluk ve dışarıdan yardımsız yaşamak çok zor. Anlayacağınız o kadar da hoşuma gitmedi. Birkaç yerde güzel göndermeler vardı. Betimlemelerin bazıları çok iyiydi. Ama benlik değildi. İyi okumalar...
Edebiyat
Kumların KadınıKobo Abe · Monokl Yayınları · 20172,890 okunma
9/10
·347 syf.··
2021 42. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 08 Temmuz 2021 00:00
David Le Breton’ın daha önce “Ten ve İz” isimli eserini okuyup oldukça beğenmiştim. Breton, bir Sosyolog ve Antropolog aynı zamanda. Sosyal bilimcilerin değeri daima gözümde yüksektir ve bir adım öndedir. Mesleki deformasyon dedikleri bu sanırım. Yüz Üzerine Antropolojik Bir Deneme, erken bir yılın en iyi kitaplarından oldu. Breton, antropolojik bir deneme adını verdiği kitabı, sadece antropoloji değil; sosyoloji, felsefe, edebiyat, bilim ve sanat tarihi de içeriyor. Bir konu hakkında bütün bilim felsefi düşünce tarihine bakıp yorumlaması oldukça iddialı, saygı duyulası ve zevk verici kesinlikle. Yüzün icadı olarak, ikonların (dini resimler) ilahi kişiliklerin yüzünü kolay kolay resmetmemesi; Müslüman geleneğinde ve dininde de, yaratımda bulunanların çok kötü cezalandırılacağı; Roma ve Mısır’da ise tersine büst ve portrelerin kişinin ölümsüzleştirileceği düşüncesi kendi gösterir. Fotoğrafı 1824’te Niepce bulmuş ve Daguere geliştirmiş. Yaygınlaşması ise 1839’u bulmuştur. Daha önce burjuvaların kendini görmek için özel bir ressam tutup kendini resmetmesi dönemi son bulmuştur. Yüzün icadı, bu saatten sonra ortaya çıkmıştır. Öte yandan, 1800’lerde fırtına gibi esen, suçluluk kavramını biyolojik bir suç olarak atfeden düşünür Lombrosso ve suç okulunun düşünceleri ele alınıyor. Kişilerin yüz yapısına göre suçlu olması ve buna karşın yaptırımlarını okuyoruz. Kitapta, ayna imgesi, Rimbaud’nun “Ben Bir Başkasıdır’ın “Yüz Bir Başkasıdır”ın denemesi, İkiz sorununa karşı Dostoyevski’nin “Öteki” eseri, David Cronenberg’ün ikiz sorununa dikkat çeken “Death Ringers’ı, Kobo Abe’nin “Başkasının Yüzü” ve daha pek çok gönderme, açıklama. Eseri bir alıntı ile bitireyim: “Yüz, herkesin eline bırakılamayacak denli değerli ve hassastır.”
Yüz ÜzerineDavid Le Breton · Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi · 201846 okunma