sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu
sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi
yıkılmak üzre olan çâresiz evler gibi
sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde
sen henüz bir oltaya takılmadın derinde
karalar bağlamadın; beni anlayamazsın
o kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın
Doludizgin yaşarken, ölüm nedense öyle kolay kolay aklına gelmiyor insanın. Şimdi düşünüyorum da, belki de en güzeli budur: Farkına varmadan yaşamak, farkına varmadan ölmek.
Şu dünyadan ne kadar çabuk göçüyoruz! Yaşamın ilk dörtte biri tadını çıkarmasını bilemeden; son dörtte biri de artık tadını çıkaramaz olduktan sonra geçip gidiyor. Önce, yaşamasını bilmiyoruz, çok geçmeden de bilecek gücümüz kalmıyor. Bu iki yararsız ucu ayıran arada ise zamanın geriye kalan dörtte üçü uykuyla, acılarla, zorlamalarla, her türlü zahmetle geçiyor. Yaşam kısa, ama az sürdüğü için değil, daha çok bu kısalık içinde onun tadına varacak neredeyse hiç zaman bulamadığımız için. Ölüm anının doğum anından uzak olması boşunadır, aradaki alan iyi doldurulmadıkça yaşam her zaman çok kısa sürer.