• 160 syf.
    ·16 günde·Beğendi·10/10
    Bir kitap insanın içini kanatır mı?
    İnsan olduğum için utandım...
    Bu kitabı her yaştan insan okumalı. İnsanlığımızdan utanmamız gerek.
    Ah Hasan Ali, kaleminin ucu hep açık olsun, yüreğinin ferahlığı gibi...

    ... adına savaş denen şey, yeryüzünün herhangi bir noktasında başlayıp herhangi bir noktasında bitmezdi.
    Her şey gibi, o da insanda başlayıp insanda biterdi. Bu yüzden, cepheler falanca dağda ya da falanca ovada değildi. Cepheler, bütün acımasızlıklarıyla insanoğlunun içindeydi. Toprağı titrete titrete yürüyen tanklar, art arda gümbürdeyen toplar ve durup dinlenmeden kurşun kusan tüfekler insanoğlunun içindeydi. Hatta, henüz icat edilmemiş silahlar da insanoğlunun içindeydi. Yani, insan bir savaş alanıydı. Ceket, gömlek, pantolon ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş, kokular sürmüş bir savaş alanı...
    Peki, bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan?
    Söyle, güllerin kuş cıvıltılarına, kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengarenk bir barış bahçesi?
  • 390 syf.
    ·9 günde·Puan vermedi
    Hz. MUHAMMED(S.Â.V.)'in vefatından sonra onun tarifi olmayan kokusunu özler ve her yerde onu arar Hz. Ebubekir ve ondan yıllar sonra Yunus Emre Hz Ebubekir'e atıfta bulunarak ; her kokuda O'nu arıyorum Ya Ebubekir , Sencileyin( Senin gibi ) der şiirlerinde. Kokunun ve koku duyusunun çoğu kez es geçildiğini ve aslında farkında olmamız gereken ne kadar fazla önemi olduğunu hatırlamak için mükemmel bir ayraç!
    Kokular Kitabı deyince kitabın içersinde envai çeşit koku , parfüm ve esans bulacağını ve bunun formüller üzerine yazılan paragraflar okuyacağını düşüncelere ; kitapta neredeyse hiç formül yok diyebilirim BİR ŞEY HARİÇ ! O da her şeyin sebebinin ve formülünün YARADILIŞIMIZDA saklı olduğunu veren denklem. İncelemeye böyle başlayınca yine kitabın tasavvufi veya islami çerçevede olduğunu düşünceler için kitap Bilimsel İnceleme kitabı. Ve inceleme kitabı deyince de dilinin ağır ve sıkıcı olduğuna inandığınmız diğer eserlerle alakası olmadığını söyleyebilirim . Tüm bu cümlelerde belirtmek istediğim tek şey ne mi?
    Tüm kalıpları yıkacak eğlenceli ve hayata dair çok güzel bilgiler veren bir kitap olduğu .
    Kitabı bitirdiğim zaman , kitabı elime alıp bir kez daha baktım ve son tahlilde
    ' İncir Reçeli ve Post-it dolu duvarlar' gördüm , her 3 sayfada bir ilginç ve yararlı bilgi imleci koymuşum . Daha da birşey söylememe gerek var mıdır , bilemiyorum. Tabi bütün bu söylediklerim BENCE !
  • " İnsan beyni tahminlerin aksine tembelliğe hayli meyyal ve her gelen uyarıyı aynı ciddiyetle işleyerek zaman kaybetmek istemiyor, dolayısıyla bilinene alıştığında artık ona enerji harcamaktan kaçınıyor. "
    Vedat Ozan
    TIPKI YANINDAKİ İNSAN İÇİN ÇABA HARCAMAKTAN VAZGEÇMEK GİBİ ...
  • " Bilinen bir gerçektir : Endüstriye çıkar sağlamazsanız ,araştırmalarınıza fon bulamazsınız. "
    Diyor Vedat Ozan bende oluşturduğu anlamsa şu oldu ; Tüketerek bir para kaynağı oluşturmuyorsanız ; yaşamaya hak kazanamazsınız. NASIL 15 dakika derse gelmeyen Hoca'nın dersi düşerse , 25 yaşından sonra para vadetmeyeninse İnsan Hakları...
  • "...Doğrudan saldırıya muhatap olmamış olanlar da , saldırı korkusu altında, alınan neredeyse akıldışı önlemleri onaylamak zorunda hissediyor kendilerini. Korkan bir toplumu idare etmek ise korkusuz bir toplumu idare etmekten çok daha kolay."
  • 160 syf.
    ·10/10
    Nurdan Damla’nın bundan önce iki kitabını okumuştum. Bunlardan ilki Timaş Yayınları’nda çıkan “365 Günde Sevgili Peygamberim” kitabıydı. Kitabı o kadar beğenmiştim ki toplu olarak almış, Kutlu Doğum vesilesiyle anaokulumda velilerime de hediye etmiştim. Yazarımız bu kitabıyla 2007 yılında Türkiye Yazarlar Birliği Çocuk Edebiyatı Ödülü’ne de layık görülmüştü. Kitap bugünlerde 11 farklı dile çevrilmiş.

    Nurdan Damla’dan okuduğum ikinci kitap ise “Sabır ve Vefa Timsali Zeynep” kitabıydı. Kitap Hazreti Peygamberin en büyük kızı Zeynep’in sabrını, teslimiyetini, tevekkülünü, hasretini, aşkı için döktüğü gözyaşlarını, vefasını anlatıyordu.

    Aşkın Gül Bahçesi kitabı yazarın son kitabı. Yayınlanalı henüz birkaç ay olmuş. Kitap peygamberlerden ve eşlerinden aşkın hallerini anlatıyor. “Aşkın gül bahçesinde yediveren sevdalar boy verir. Renk renk güller ve kokular devşirilir. Aşktır o güllerin adı. Takva, adanmışlık, zühd, sevda, sevgi ve dahi selamdır. Varoluş tarlasını gül bahçesine çevirenlerin, kor ateşin nârı içinde gül toplayanların öyküsüdür bu.” Yazar kitabın arka kapağında böyle söylüyor.

    Kitabın sayfalarını çevirdiğimde gördüm ki, anlatılanların birçoğu aslında benim bildiğim öyküler. Her bir bölüm, son zamanlarda kadın yazarlar (Sibel Eraslan, Nuriye Çeleğen, Nurdan Damla) tarafından birbiri ardına yayınlanan asrı saadet kitaplarının bir özeti gibiydi. Başlı başına kitap olan Peygamberimizin kızı Hazreti Zeynep burada da anlatılıyor. Aşka adanmış olan ömrün sahibi Hazreti Hatice annemiz ve en küçük kızı cennet kadınlarının en bilgilisi Hazreti Fatıma da burada anlatılıyor. O Hazreti Fatıma ki, cenazesinin bir gece vakti defnedilmesini isteyecek kadar görünmemezlik sırrının sahibi. O Hazreti Fatıma ki, mahşerde onun için bir münadi şöyle seslenecek: “Ey mahşer halkı, kapatın gözlerinizi. Şimdi buradan Fatıma binti Muhammed geçecek.”

    “Nil’in Nazlı Kraliçesi Asiye”, “Masumiyet İncisi Hazreti Meryem”, “Sözü Şiir Olan Annem, Hazreti Amine”, “Melekleri Gören kadın Hazreti Sare”, “Süt Annelerin En Özeli Hazreti Halime”, “Aşkın Şairi Hazreti Ayşe” kitapta kısa ve öz, yakıcı ve kavurucu öyküleriyle yer buluyor. Bununla birlikte peygamberlerin aşk ve şevk içerisinde, bin bir zorluklarla yerine getirdikleri peygamberlik görevleri de aşkın gül bahçesinden bir demet olarak sunulmuş.

    Kitaptaki her yazı Mevlana’nın aşk üzerine söylediği cümlelerle başlıyor. İşte onlardan ikisi: “Hakiki aşka mest ol, kendinden geç. Çünkü dünyada ne varsa hepsi aşktan ibarettir.” “Ne vakte kadar fani olan, ölü sayılan sevgiliyi kucaklayacaksın? Öyle bir canı kucakla ki O’na bir son yoktur.”

    Kitaptaki her yazı içeriğinde bahsedilen kahramana seslenişle ve duayla bitiyor. Tut ellerimizden diyor:

    (Hazreti Amine için) “Ey son hecesi şiir olan! Anne ile evlat arasındaki o nahif çizgiyi sende gördük. Aşkın gül bahçesinin kokusunu biz seninle aldık. Hayatın bir şiir kadar az ve öz olduğunu biz senden öğrendik. Hikmetli bakışı senden öğrendik. Ey sözü şiir, yaşayışı nesir, evladı Beşir olan! Tut ellerimizden ne olur, bize de nazar eyle!”

    “Tut ellerimizden ey bereket Peygamberi İbrahim! Ey nârı hâr içinde aşkın güllerini koklayan sevgili! Ey rıza makamının maşuğu! Acıda ve çilede Rabbinden razı, Rabbi de ondan razı güzel dost! El ver bize!”

    Kitapta benim çok az bildiğim bir şahsiyet daha anlatılıyordu. Gözyaşlarına boğularak, elimdeki kitabı kaybederek okuduğum “Güzel emanetçi Ümmü Eymen”i de bir başka yazının konusu yapmak istiyorum.