"Ilk sırada diz çökmüş beş kahraman. Omuz çukurlarına yasladıkları mavzerlerle nişan almışlar. Ama tetiğe asılamamışlar. Yakaları donmuş, adeta tahta. Hele bıyıkları, sakalları! Her biri fütuhat oku gibi. Ya o gözler?.. Şu dayanılmaz tipinin bile örtüp kapatamadığı güzel gözler!.. Apaçık!.. İnanın apaçık!.. Ki hiçbir heykeltıraş benzerini yapamaz.
Sonra debelenip sırtındaki sandıkları atmaya tenezzül etmemiş iki katır. Yanında başları semaya dönük, altı masal güzeli Mehmed... Cephaneyi bir avuçlamışlar ki, biz hayatı ancak böyle avuçlayıvermişizdir. Öylesine kaskatı kalmışlar.
Ve sağ başta Binbaşı Mustafa Nihat. Ya Rabbi bu nasıl bir ayakta duruştur ki, sanki huzurunda diz çöküp sana yalvarıyor. Bütün gece yağan kar fişeklerinin yuvalarını bile kapatamamış. Sol eli boynundaki dürbünü kavramış, sağ eli belli ki, semaya uzanıp rahmet dilerken taşlaşmış. De ki: Kale sancağı... Hayrettir, duruşu inançlı, bakışı erkekçe. O gür, kömür karası saçları beyaza bulanmış..."
Ve Moskova'daki askeri müzede sergilenen yazı şöyle sona erer: "Bu müfrezeyi esir almayı çok isterdim, sırf o çocuklara bir tas sıcak çorba verebilmek için... Teslim alamadım, zira bizden evvel Allah'larına teslim olmuşlardı."
Kömür karası gözler, aynı renk saçlar, bembeyaz bir ten, pespembe dudaklar, kemikli bir yüz ve karakteristik bir burun. Ergenlik için fazla iddialı bir güzellik.