Yıllarca önce küçük bir kasabada dünyaya gelen insanlık, dünya savaşlarından birinde, çok rutubetli bir siperde göğsünü üşütmüş ve aylarca hasta yatmıştı. Bu olaydan sonra, hastalığın izlerini bütün ömrünce ciğerlerinde taşıyan insanlık, önceki gece sabaha karşı nefes alamaz olmuş ve gösterilen bütün çabalara rağmen gün ağarırken doktorlar, insanlıktan ümitlerini kesmek zorunda kalmışlardır.
Ne olmuştu da, ''Seninle dünyanın her yerine gelirim,'' diyen Müzeyyen, durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı. Nerelere gidiyordu? Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı? Hangisi Müzeyyen'di? Ya da Müzeyyen kimdi? İlk tanıdığım kimdi, şimdiki kim?
İsmi beni kendine çeken incecik bir kitap. Karakterin müzeyyene olan aşkı, yazarın hayal dünyası, bana oğuz atayı anımsattı. Filmi de var. Önce kitabı okuyup sonra filmi izlemenizi tavsiye ederim. Kitap ayrı film ayrı güzel.