En eski dillerde iyilik, fenalık ve bilgi ağaçları birer düstur oldu. En eski çağlarda, geniş alınlı ve kıvırcık sakallı düşünce adamları onun altında toplandılar. Zaten insanoğlunun dünyaya düşüşünü anlatan, Şeytan ve Kadın unsurları yanında, yasak meyvayı yetiştiren Ağaç nedir?
Ağaç, bize, dünyaya geldiğimiz günden bugüne kadar içimizi dolduran anlama ve araştırma hırsının anatomisi biçiminde görünüyor. Gözlerimiz ona daldığı zaman, garip bir (röntgen) ışığı altında, ruhumuzun bin bir kollu iskeletini görmüş gibi ürperiyoruz. Sanki bu fevkalâde şahsiyetin hendesesindeki nizamla, içinde Allah’ın sırları yatan ruhumuzun hasret çektiği nizam arasında gizli bir anlaşma seziyoruz.
“Bak,” dedi bana Tanrıkulu, “şu ağaca bak! Ve üzerinde düşün!”
Ağaç, bir plândır; bir insanın, bir ailenin, bir zümrenin, bir cemiyetin ve bütün varlığın iç ve dış nizam davasını, madde üzerinde düğüm düğüm örgüleştirmiş, şekilleştirmiş bir plân...
Tohum, kök, gövde, dal, yaprak, tomurcuk ve yemiş... Her şey bunlar arasındaki ahengi anlamak ve kurmaya bağlıdır.
1968 yılı, -devrilen ağaç bâbı-, toker yay.