[...] yerlere kadar eğilip genç kadının elini öptü. Selma Hanım, kocasının bu pek bayat alafranga tavırlarına hâlâ ısınamamıştı. Bu yerlere kadar eğilip kadın eli öpmelerin, o konuşulan müddetçe şapkayı elde tutmaların ve her vesile ile reverans yapmaların ne kadar aykırı bir nezaket olduğunu asıl Avrupalı erkeklerin hal ve tavırlarını gördükten sonradır ki, daha iyi anlıyordu. Ara sıra, kocasıyla pek samimi dakikalarında:
"Vallahi kıskandığım için değil," diyordu. "Bir kadın karşısında senin gibi kırılıp dökülen bir tek ecnebiye rasgelmiyorum. Demek ki, bu saray merasimperdazlığı [törenciliği] ya pek eski zamanlara ait bir şey olacak, ya da..."
Hakkı Bey:
"A hanım," diyordu. "Bir defa, ben Avrupa'da bulunmuş bir adamım. (Harbi Umumi'de bir kere Almanya'ya gitmişti.) Sonra da Avrupa adap ve muaşeretine dair ne kadar kitap görürsem alıp okuyorum. Artık, benim yaptığımın doğruluğundan şüphe edilir mi?"
Ve bunu, o kadar ciddiyetle söylüyordu ki, Selma Hanım kocasının bu sadeliğine gülmek mi, ağlamak mı lazım geldiğini tayin edemiyordu.