Goladkin'in de bir huyu vardı: Önemli görüşmelere başlarken çoğu zaman ilk anlarda şaşırıp bocalar, dili tutulur gibi olurdu. Bu defa da girişi zamanında hazırlamadığı için basmakalıp bir özür geveledi, hemen ilk gördüğü iskemleye kendini bıraktı. Ama davetsiz oturduğunu hatırlayınca bozuldu, patavatsızlığını düzeltmek için doğruldu. Sonra bu hareketi de yersiz buldu ve arkasından üçüncü bir pot kırdı: Kızarıp bozararak hareketlerini açıklamaya başladı. Sözünün sonunu getiremeyince anlamlı bir tavır takınarak sustu, kesin bir hâlle yeniden sandalyeye çöküverdi. Artık bir daha kalkmadı (...)
Yakın zamanda anksiyete hastası olduğumu öğrendim ve kendimi daha iyi anlamak için buna yönelik kitaplar okumaya başladım.
Okurken kitaba karşı bir yakınlık hissettim. Alma'nın canavarları bende de var ve bu bana yalnız olmadığımı hatırlattı. Canavarlarla mücadele etmek kolay değil fakat bunu yaşayan sadece ben değilim; benim gibi, kendi canavarlarıyla savaşan birçok kişi var.
Bu kitabı okumak bana bir umut verdi; bir gün ben de iyileşeceğim.