Oiyyyy ağabeyim gelmiş hoşgelmiş 🫠🥹 deliricem! kaç zamandır bekledim ben seni Halil Cibran çok uzun zaman olmuştu. Bu ikiliden nasıl bir mektup çıkmış okuyalım görelim.
Ballim B. ile başlayalım o halde 🐣🫶🏽
"Ruhumun daha fazla yaralanmaya dayanamayacağını anladım." ❤️🩹
Cemil Meriç’in mektuplarının her satırında aşk, mutluluk, kıskançlık ve isyan kokar. İstanbul’dan, Hatay’a giden bu mektupları, Jurnaller’e alarak bizim hislerimize tercüman olmuştur. “Biz alevden iki ırmak gibi birbirimize karıştık.” diyordu bir mektubunda. Bir diğer mektubunda ise şöyle der; “Garip rüzgârlar esiyor başımda. Kavak yelleri desem değil, kasırga gibi hortum gibi bir şey. Kendimi de etrafımı da yok etmek istiyorum. Birden ufkum kararıyor. Daha doğrusu kızıllaşıyor. Cihan ölçüsünde bir hercümerç, bir kıyamet… Sonra seni hatırlıyorum. Birden zindanım aydınlanıyor. Kuşlar cıvıldıyor içimde. Yaşamak istiyorum.” Lâmia Hanım’a, “Kelimelerin bir bûse dudaklarınla yazıyor gibisin. Bir ateş kelimelerin kalbinle yazıyor gibisin.” seslenişi de unutulacak gibi değildir.
-Celal Kuru, "Müstesna Aşk Mektupları" edebifikir.com, 15 Nisan 2015-
En son yazdığım mektubun zarfını kapatırken, Haydar Ergülen’in, “Bir zarf açılınca / içi açılıyorsa kelimelerin / mektup odur. / Bir zarf kapanınca / dışarıda kalıyorsa bazı kelimeler / mektup odur.” dizelerini mırıldanıyordum. Kalbimin kıyılarında bir sürü kelime uçuşuyordu ve ben bunları kâğıda dökemiyordum. Yazacaklarımın çoğu dışarıda kalmıştı. Enis Batur, “Aşk mektubu ağrılı bir metindir.” diyor. Ben bu ağrıyı en fazla Cemil Meriç’in Lâmia Hanım’a yazdığı mektuplarda hissederim.
-Celal Kuru, "Müstesna Aşk Mektupları" edebifikir.com, 15 Nisan 2015-
Aşkın en güzeli hâlini yaşayanlardan biri de (Aşk Mektupları) hiç şüphesiz Halil Cibran’dır. Mey Ziyade Hanım’la yirmi yıl boyunca mektuplaşmışlardır. “Gece yarısı oldu ve bu sayfalara, henüz dudaklarımın bazen fısıltı bazen de yüksek sesle telâffuz edeceği bir kelime koyamadım. Etmek istediğim sözleri, sessizliğin ta kalbine koyuyorum; çünkü sessizlik, tüm söylediklerimizi sevgiyle, hevesle ve inançla saklar. Ve sessizlik aynı zamanda dualarımızı, ya nereye istersek oraya taşır ya da Tanrı’ya götürür." "Şimdi yatmaya gidiyorum ve uzun bir uyku çekeceğim. Rüyalarımda size, kâğıtta hecelemediklerimi anlatacağım. İyi geceler Mey. Tanrı’ya emanet olun.” Böyle bir aşkı ancak bir arifin şu sözü özetleyebilir: “Eğer uzaklık aşkını artırmıyorsa, yakınlık aşkını söndürür.”
-Celal Kuru, "Müstesna Aşk Mektupları" edebifikir.com, 15 Nisan 2015-
Franz Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektuplarda çaresizlik ve o çaresizliğin doğurduğu büyük bir korkaklık görürüz. Kafka, otuz sekiz yaşında, Milena ise henüz yirmi üçündedir. Üstelik Milena evlidir. Kafka’nın gözünde ise bambaşkadır. “Milena söz konusu olan bu değil, sen benim için bir kadın değil, bir kızsın, senden başka kız olmaya layık birini göremedim; senin gibi bir kıza nasıl elimi uzatabilirim, kirli, sarsak, pençeye benzeyen, savruk, güvensiz, sıcak soğuk bu eli.”Franz Kafka’nın zayıf ve hasta bedeni, ruh halindeki sürekli değişmeler onu yorar, defaatle yazmama kararı alır ve hiçbirinde de başarılı olamaz. Çaresizliği büyüdükçe şu can alıcı soruyu sorar Kafka: “Dünyada benim ihtiyaç duyduğum kadar sabır var mı, Milena?” ...
-Celal Kuru, "Müstesna Aşk Mektupları" edebifikir.com, 15 Nisan 2015-