Avrupa, dünyanın öbür ülkelerinden açıkça ayrılmıştı. Politikasıyla değil, politikasına rağmen, daha doğrusu politikasına karşı gelerek düşünce özgürlüğünü sonuna kadar geliştirmiş, anlama tutkusunu kesinlik isteği ile bağdaştırmış, kılı kırık yaran ve etkin bir merak uyandırmıştı.
“Çin, uzun bir zaman ayrı bir gezegendi bizim için. Hayâl ürünü insanlarla dolduruyorduk o ülkeyi. Çünkü, en tabiî davranış, başkalarını bize tuhaf gelen yanlarına indirgemektir.”
Önünüze serecek olduğum mantıklı bir tanımlama değildir. Bir türlü görüş, bir görüş açısıdır benimki ve elbet ne daha çok, ne daha az haklı bir sürü başka görüşler de vardır. Ben Avrupalıları tarih boyunca şu söyleyeceğim üç etki altında kalmış halklar olarak ele alacağım.Önünüze serecek olduğum mantıklı bir tanımlama değildir. Bir türlü görüş, bir görüş açısıdır benimki ve elbet ne daha çok, ne daha az haklı bir sürü başka görüşler de vardır. Ben Avrupalıları tarih boyunca şu söyleyeceğim üç etki altında kalmış halklar olarak ele alacağım...Bu etkilerin 1.si Roma’dır. Roma’nın egemen olduğu her yerde; gücünün kendini duyurduğu her yerde; hattâ korkulduğu, beğenildiği, kıskanıldığı her yerde; kılıcının ağırlığını duyurduğu her yerde; kurumlarında ve yasamalarındaki görkemin, devlet görevlilerindeki gösteriş ve saygınlığın benimsendiği, kopya edildiği, hattâ bazen maymunca taklit edildiği her yerde Avrupalı bir şey vardır. Roma örgütlenmiş ve sağlam devlet gücünün değişmez örneğidir.Bu büyük başarının nedenlerini bilmiyorum. Onları şimdi aramanın gereği yok. Romalı olmasaydı Avrupa’nın ne olacağını aramak da boştur.Bizim için tek önemli olan, hem akla hem boş inançlara yer veren bu gücün; hukukçu kafasını, asker kafasını, dinî kafayı, biçimci kafayı içine alan, fethedilmiş ülke halklarına ilk kez hoşgörü ve iyi yönetim nimetlerini tattırmış olan bu gücün, bunca ırklar ve kuşaklar üzerinde bıraktığı izin şaşırtıcı sürekliliğidir. **Sonra Hıristiyanlık gelir. Roma’nın fethettiği yerlerde nasıl yayıldığını bilirsiniz. Hıristiyanlar gelinceye kadar Hıristiyanlaşmamış olan Amerika’yı, genel olarak Roma yasasını ve Sezar’ın imparatorluğunu tanımamış olan Rusya’yı bir yana bırakacak olursak, İsa dininin yayıldığı yer, hemen tümüyle imparatorluk gücünün
... şehirli, eski çağlarda "tıpkı" Acem veya Arap gibi, yeni çağlarda "tıpkı" Fransız, İngiliz, Amerikalı veya Rus gibi olmaya çalışır. "Tıpatıp Avrupalılar gibi olacağız" düşüncesi, Türk münevverlerinin neden orijinal bir sanat meydana getiremeyişlerini izah eder. Sanat, ruhun ifadesidir; şahsiyetin tezahürüdür. Kendi kendisini kabul etmeyen bir insan veya bir millet nasıl yeni bir sanat vücuda getirebilir.
Sayfa 171 - Dergah Yayınları, 14. Baskı, Ekim 2017·Kitabı okudu
Bir asırlık Avrupalılaşma gayretimiz, eğer bizi gerçekten bir arpa tanesi boyu Avrupalıya yaklaştırabilseydi, bu beş unsurdan birer parça hisse alır ve o hisseciklerle anlardık ki, bu gidiş kof ve sahtedir.
Bizim, kendi kendimizi bulmamız, Avrupalıya akıl ve madde mârifetleri yolunda erişmemiz ve bu yetkinliği kendi ruh hamurumuz içinde pişirip, onun karşısına, yeni ve ileri bir millet vâhidi halinde çıkmamız, onu şadetmek şöyle dursun, ancak ürkütür, bedbaht kılar ve binbir vasıtayla üzerimize çullandırır.