...Yalnızlık isterken hep kalabalıkta kalmak, susmak isterken konuşmak, eskinin değil şimdiki halin güzel ve doğru olduğu ifade edilirken sisler, buğular içinde kalmak, içimin tam anlamıyla çatırdadığını, belki benliğimin göç ettiğini yer ve kılık değiştirdiğini sezmek, ama onu da bir daha ayrılmadan önceki haliyle asla bulamamak, ne önceki ne sonraki gibi olabilmek, kendi içinden göç etmek ve elbette kaybolmak, kendini kaybetmek. Benim şimdiki halim böyle.Gözleri acıtan bir ıstırap, uzun, görünmeyen ağlamadan ve uykusuzluktan sabah ve öğlene doğru da inadına keskin, yakıcı bir güneşin alnımın çatına değdiği ve hiç açısını değiştirmediği bir zamanda yolculuk etmek ve etrafa, o her şeyden ama her şeyden habersiz kalabalığa bakmak, gözlerini kısarak bakmak.
Birbiri ardına geçen görüntüler, hareketler, uçuşan sözler, kendini bir trende hissetmek gittikçe hızlanmak ve bulanıklık, biraz gözlerin iyice yanması ve sulanması, biraz başka şeyler.
"Benim bu kadar mutlu olmama imkan yok. Hastayım herhalde. Sayıklıyor olmalıyım. Akıl hastanesine kapatılmışım da hayal kuruyorum ve farkında bile değilim."
Bir gün, hayatınızda çok önemli bir şeyin eksik olduğunu, gerçekte kim olduğunuz ile olmanız gerektiğini düşündüğünüz kişi arasında çok büyük bir uçurum olduğunu aniden ve acı acı fark edersiniz. Dahası siz bunu fark etmeden önce, bu boşluk içinizi kemirmeye başlamıştır bile. Henüz tam olarak ne istediğinizi bilemeseniz de o sırada ne istemediğinizi gayet iyi biliyorsunuzdur: olduğunuz gibi kalmak. Öyle bir utanç içindesinizdir ki "var olduğunuzu" söylemeye diliniz varmaz: Henüz gerçekten var olmamış gibisinizdir.
Sayfa 45 - Can Yayınları, İkinci Baskı ---- PDF·Kitabı okudu