— "Şiirsiz bir toplum düşünülebilir mi?.. Eğer kaybolursa yerini ne tutabilir?..""Şiirsiz bir toplum düşünülebilip düşünülemeyeceğinin cevabı,bütün bir dünya görüşü ve sanat hikemiyatı boyunca çıkan meselelere nisbetle verilebilir...Şiir ve genel olarak sanat ihtiyacının temelinde,insanı 'iç' ve 'dış' dünyanın şuuruna varmaya ve onlardan bizzat kendini ve kendinin tanıdığı bir nesne yapmaya iten ruhi ihtiyaç vardır;dil ruhun özünden ve şiir de dilin özünden bir mânâya geldiğine,dilsiz insan ve şiirsiz dil yaşayamayacağına göre, netice kendiliğinden görünüyor...
İbrahim Sabri Bey, konuşmasına şöyle devam etti:
- "Osmanlı Dil ve Yazı'da yaptığını Şiir lisânında da yapmıştır. belki tuhafınıza gider; inanması güçtür, fakat bu olmuştur ve Osmanlı son devirde, aruzu o hâle getirmiştir ki, zihaf ve imâleyi kaldırmıştır. [...] Şairlerimiz Tanzimat'la başlayan, Fikret, Âkif ve Yahya Kemal'le devam eden bir edebî hareket neticesinde, lisanımız bu hâle gelmiştir. M. Âkif Bey'in Safahat'ında ve Yahya Kemal'in şiirlerinde, vezin icabı, zihaf ve imâleye ihtiyaç duyulmamıştır...
Sayfa 315 - 2.Kısım, (Kahire, Ezher'de Okuduğum Yıllar), -Üstad Mahmud Şakir-, Türkçenin Zenginliği, Kaynak Yayınları
- "Güzel sanatlar, renk, ses, söz, hacim, buud, pırıltı...
Bir iç âlem düzeni peşindeki tertipten ibaret; ve şiir, müzik, heykel, resim ve mimarî içinde olduğu gibi, kendisini temin eden unsurların kıvam noktasında "doğmuş" bir dil:
Akıl ve ruh kanatlarının alaca karanlığında doğarken, hakikati son nefeste belli olacak sahibinden de gizli imân gibi, sezerek yapmak'ın -nasıl yapmak? Sezerek yapmak.- sahibinden bile meçhûl bir yanı... Ve şiir ve şair, tuttuğu yerde, toplumun nabzındadır. Bu hüviyetiyle şair, vaktin mânâsıyla mutabakatı olan bir mizaç...
Sayfa 145 - 5.Levha, -Dil-Düşünce-Sanat-, Şiir Dili , İBDA Yayınları-
... Görünmez şeffaf perdelerle birbirinden ayrılıkları içinde insan keyfiyetinin birleştiriciliğinde bir, bir dünyada ayrı dünyaların eğilimlerini keşfeden bir kumaşın sahibi olarak o, bir rüya gören, rüyasını yaşayan, gerçek mânâsıyla rüyayı hakikatin, hakikati ise rüyanın bir şubesi olarak yakın temas içinde ve bir "sır" birliğinde sezen rüya tabircisidir. Sırrı kendi ve kendinde bir dil alanının sahibi; bunun hakikatine malik olduğu nisbette, kendi alanına cezbedici!.. Bu yüzdendir ki, dili, telkin veya didaktik yönüyle farklı da olsa, rüyadaki içe doğuşun sezgi dilidir. Bunun da zirve gibi çukuru da var; çünkü her şeye sahtesi musallat ve her sahte bir hakikatin yanı başında karargâh kurarak onun hüviyetine bürünür...
Sayfa 146 - 5.Levha, -Dil-Düşünce-Sanat-, Şiir Dili , İBDA Yayınları-