d

Dil ve Şuur

2 üye
Takip
Dil ise, tersine, insanın topluluk meydana getirici ve varlığının temel özelliklerinden biri olarak, her zaman dış âlemin şuuruna varmak demektir. Bir kelimeden hareket eden, yalnızca tek bir belirli şeyi (ev, insan veya tehlike gibi) gösteren dil yoktur. Birbiriyle münasebeti bulunmayan birkaç sözcükten hareketle dil olmaz. Her kelime, sadece başka hiçbir şey ifade etmediği için, bir ayırımın ifadesi oluşundan ve başka kelimelerle karşılıklı bağlantı veya ayırım münasebetleri bulunduğu için bir şeyi belirtir; dilin her zaman dış âlemin tam bir şuuruna varmak olduğu gerçeği değişmez. Özümlediği sistem yetersiz bir şekilde örgütlenmiş olsa da, son derece zengin bir örgüte sahip bulunsa da bu gerçek değişmez. Her dilin, içgüdünün doğuştan var olan tepkilerinin aksine, öğrenilmesi gerekir. Tek başına ele alındığında, bir dil öğrenen insan, bu dili konuşmakla ve onu eşyaya uygulamakla tam bir dil sistemine katılmış olur. Bir şeyin belirtilmesi ve tanımlanması ancak dil sisteminin desteğiyle mümkündür. Tek tek ve ayrı ayrı kelimeler veya cümleler, bu sistemden koparıldığında aydınlanır ve kendini gösterir; tıpkı, kelimenin ifade ettiği eşyanın kendiliğinden ortaya çıkıp, kendinden başka her şeye uzaktan veya yakından değinerek varlığını ispat etmesi gibi... İşte insan topluluğu bunun üzerine kurulmuştur.
Sayfa 32 - 3. Basım / Ekim 2017, 1. LEVHA, İÇTİMAİ SİSTEM ÇERÇEVESİNDE, TOPLUM VE SİYASET, İBDA Yay.·Kitabı okudu
Dil ve Şuur
"ŞUURUN MAKSATLILIĞI" Ne Demektir?
Felsefede "şuurun maksatlılığı/yönelimselliği" (intentionality of consciousness), özellikle fenomenoloji ve zihin felsefesi bağlamında, şuurun doğasının daima bir şeye yönelmiş olduğunu ifade eder. Edmund Husserl’in ifadesiyle, şuur her zaman "bir şeyin şuuru"dur. "Salt şuur" diye boş, nesnesiz bir şuur tasavvur edilemez. Kısaca: Şuur hiçbir zaman "yalnızca kendi başına" değildir; hep bir nesneye, bir içeriğe, bir varlığa ya da bir duruma yönelir. Şuurun yöneldiği şey dış dünyadaki bir nesne de olabilir, zihindeki bir hayal de. Önemli olan "yönelme"dir, içeriğin gerçek olup olmaması değil. Şuurun kendi kendisini idrakı (refleksif şuur) bile bir maksatlılık taşır: "Kendimi düşünüyorum" derken bile şuur, kendisini bir "özne-nesne ayrımı" içinde algılar. Özetle şuur, kendi başına nötr bir fenomen değildir; daima bir şeye doğru bir akış, bir yönelim ifade eder. Bazı filozoflara göre (ilk akla gelen isim, Sartre), şuur tam da "kendi kendine hiçbir şey olmamak", sadece "nesnesine fırlamak" demek olduğu için "özünde eksik"tir. O yüzden insan varlığı daima bir "atılım" (ekstaz) halindedir... -Reha Kansu, -"Şuurun Maksatlılığı" Ne Demektir-, besincidevre.org/5devre, 28 Nisan 2025-
Dil ve Şuur
Reklam
- MUHATAP ANLAYIŞ VE TEORİK DİL ALANIMIZIN EHEMMİYETİ...
İşte, bu yerine göre anlamı değişen "ana dili, baba dili" meselesinin ışığı altında, Büyük Doğu-İBDA baba dilini "aşılayan" diye kavramak ve aşılanma liyakatini meseleler içinde göstermek; Bu şekilde, hem mevzu ve hem dil zarureti hâlinde bir tecrid gereği, bugün doğru olmasa da "Osmanlıca" dedikleri lügatın kelime ve iştikaklarından istifadeye yol açmak. Onun kökü hâlinde de, "Türkçe çarşafına silkelenmiş Arapça ve Farsça kelimelerin izinden, Arapça ve Farsça’ya sarkmak". Dikkat: Kaba saba, ezbere, hazırlop bir kelime alışından değil, Türkçe konuşurken, en azından o mânâları ve klişeleri bünyeleştirmekten, Türkçeyi zenginleştirmekten bahsediyorum. Bugünkü avamın “amî" Arapçasından değil, edebiyat ve ilim, Latince misali kök edinilmesi gereken vechesinden bahsediyorum. Dünyanın en eski ve zengin, İngilizce’ye 50.000 kelime vermiş bir lisândan. Mevzuumuz biyoloji ya: Bir hurmanın, çekirdekten en ergin haline gelinceye kadarki safhalarını 60 kelimeyle gösteren bir lisân. Bir kuşun 30 çeşit sıfatını sayabilen bir lisân… Bunun dışında, her türlü dilden kendine hançeremize nispetle adapte edebileceğimiz ilmî ve teknik mefhumlar sırasında elbet de biyoloji; bu iş değindiğim işle iç içe.
2. Basım: 2022, 1. LEVHA, “ALEMDE İNSÂN”, HAYATİYAT - BİYOLOJİ, İBDA Yayınları
Dil ve Şuur
- ŞAHSİYET VE İDRAK MEFHUMU
Şahsiyet, mevzuunda azamettir; azamet de meselâ Allah’ın her türlü keyfiyetten münezzeh, sonsuz azametinden misal verelim. Tasavvurdan ziyade, her zerrede, her nakışta, her varlıkta mevcut, her yerde hazır ve nazır, her şeyi ihata etmiş oluşundadır; bize... Bu misâlin kul ve şahsiyet plânına tatbiki âdeta dağın ufalanması gibidir: Aradığında gayb olma şeklinde, şuurun mevzuuna göre nesneye yöneliş ve nesneleştirmeye gücü—ki zaten şuur da böyle görünüyor, şuur oluyor!—ve sirayetidir; “farkında olma”nın bir yönü bu. Söz konusu durumun, “eşya olmasa, tecelli olmasa, tecelli edenden de bahsedilemez” anlayışıyla ruhu eşyaya ve ölümü eşyanın bağrında şuura veya hiçe bağlayışa kadar, Allahsız ruhçuluktan, ruhun da olmadığı hiççiliğe uzanan çeşitli türleri var. “Ben, kendim, şuur, akıl” diyoruz; bunlar aynada varlık isbatını görmek gibi, farkında olunacakların varlık zaruretini gerekli kılan, kendi “farkında olan” varlığını o zarurete bağlı gören anlayış açısından bakıldığında, “dağ” misâlinde verdiğim gibi, şahsiyeti tasavvurdan ziyade varlığı idrak, sirayet ve ihatada arayan anlayıştır... “Farkında olunan”a dağılış ki, onun mücerretleşmesi boyunca mücerretleşen “ben, kendim, şuur, akıl, ruh”; ve “farkında olan” da mücerret bir şahsiyet. “Her şeyden önce kelâm vardı!” hikmetine, “farkında olunanları kaybedesiye bir tecrit içinde, onları sadece kelimelere teslim eden ve bunu âdeta varlığın var olduğunun isbatının son tutamak noktası sayan bir eriş”; şu şekilde ki, her şeyden sonra kelâmın kalması, “farkında olan”ın KELÂMÎ oluşunu gösteriyor. İşte, başı ve sonuyla böyle bir bütünlük içinde gayb olan “farkında kişi” ve “farkında olunan”, yani şahsiyet ve topyekûn varlık, son tutamak noktası diye kelâmda, onun da özü olarak şiirde, mevcut ve hakikat oluyor. İşin doğrudan şiire
2. Basım: 2022, 2. LEVHA, “RUHA DÂİR”, FURKAN’IN TAKDİMİ, İBDA Yayınları
Dil ve Şuur
"ŞUURUN MAKSATLILIĞI" ne demek?
Felsefede "şuurun maksatlılığı/yönelimselliği" (intentionality of consciousness), özellikle fenomenoloji ve zihin felsefesi bağlamında, şuurun doğasının daima bir şeye yönelmiş olduğunu ifade eder. Edmund Husserl’in ifadesiyle, şuur her zaman "bir şeyin şuuru"dur. "Salt şuur" diye boş, nesnesiz bir şuur tasavvur edilemez. Kısaca: Şuur hiçbir zaman "yalnızca kendi başına" değildir; hep bir nesneye, bir içeriğe, bir varlığa ya da bir duruma yönelir. Şuurun yöneldiği şey dış dünyadaki bir nesne de olabilir, zihindeki bir hayâl de. Önemli olan "yönelme"dir, içeriğin gerçek olup olmaması değil. Şuurun kendi kendisini idrâkı (refleksif şuur) bile bir maksatlılık taşır: "Kendimi düşünüyorum" derken bile şuur, kendisini bir "özne-nesne ayrımı" içinde algılar. Özetle şuur, kendi başına nötr bir fenomen değildir; daima bir şeye doğru bir akış, bir yönelim ifade eder. Bazı filozoflara göre (ilk akla gelen isim, Jean-Paul Sartre), şuur tam da "kendi kendine hiçbir şey olmamak", sadece "nesnesine fırlamak" demek olduğu için "özünde eksik"tir. O yüzden insan varlığı daima bir "atılım" (ekstaz) hâlindedir... -Reha Kansu, besincidevre.org, -"Şuurun Maksatlılığı" Ne Demektir?-, 28 Nisan 2025-
Dil ve Şuur
ORTAK DİL...
İnsanî hakikatin, İslâmî yönden iç'e ve dış'a doğru ortaklık imkânı veren, Büyük Doğu dünya görüşü ve şahıs plânında da Mimarı, tabiî olarak ortak dil ve ortak semboldür...
Sayfa 18 - Takdim ve İthaf, İBDA Yayınları
Dil ve Şuur
Reklam
Reklam