Peygamberimiz (s.a.s) şöyle dua ederdi:
(Allahümme inni euzü bike min suil kadâi, ve şemateti'l-a'dai, ve dereki'ş-şekai, ve cehdi'l-belai)
"Allah'ım! Kötü kaderden, düşmanların gülmesinden, bedbahtlıktan ve darlıktan sana sığınırım."
Dünyaya özgün ve sonsuz güzelliği geri getirme sorunu, ruhun kuruluşuyla çözülür. Doğaya baktığımızda gördüğümüz harabe veya boşluk kendi gözümüzdedir. Görme alanı ekseni şeylerin ekseniyle kesişmez, dolayısıyla saydam değil mat görünürler. Dünyanın birlikten yoksunluğunun; bozuk ve yığınlar halinde olmasının nedeni insanın kendi içinde bölünmüş olmasıdır. İnsan ruhun bütün taleplerini karşılayana dek doğa bilimci olamaz. Sevgi ruhun algısı kadar talebidir de. Nitekim ikisi de diğeri olmadan kusursuz olamaz. Sözcüklerin taşıdığı en yüksek anlamda düşünce dindardır, dindarlık düşüncedir.
Ramazanda oruçlu olmakla, başkalarına sürekli küfretmek arasında ona göre bir çelişki yoktu. Dindar olmak, "Diğer insanlarla ilişki içindeyken sorumlu biçimde davranmayı gerektirir" anlayışından uzaktı. Benim bindiğim taksinin şoförünün, "kendi düşünce, duygu, niyet ve davranışlarından sorumlu olmak" gibi bir Kavramın farkında olmadığı da belliydi.