İçimizde bir ağırlık var; görünmez ama hep orada. Ruhun yorgunluğu, bedenin dinlenmesiyle geçmeyen türden. Ne kadar uyusak da eksilmiyor. Çünkü asıl uykusuz olan bedenimiz değil, zihnimiz. Susturamadığımız o iç ses, her an kulağımıza fısıldıyor: ‘’Daha hızlı!’’ ‘’Daha başarılı!’’, ‘’Daha görünür!’’, ‘’Daha beğenilir ol!’’ Ve biz o sesin ardında, kendimizi duymayı unuttuk. Oysa bazen tek ihtiyacımız hiçbir şey yapmamak, durup nefes almaktır. Sessiz bir odada oturmak, bir kitap eşliğinde zihnini susturmak, kahvenin kokusunu içine çekmek…
Ama biz maalesef bunları da unuttuk.
Artık dinlenmeyi bile yapılacaklar listesine ekliyoruz. Huzuru bile planlıyoruz, sükûneti, ölçülü bir dozda yaşıyoruz. Belki de en çok bu yüzden yorgunuz. Çünkü: Her şeyi fazla anlamlandırdık. Mutluluğu tarttık, sevgiyi analiz ettik, başarıyı ölçtük. Oysa düşünmek, fazlasıyla düşünmek, insanın içini sessizce aşındırıyor.
KOR DERGİ
|s:7|