Küçük bir beden, koca bir yıkıntının ortasında…
Gözlerinde çocukluğun masumiyeti, sırtında savaşın ağırlığı…
Bir elinde hiçbir şey yok, diğer yanında parçalanmış bir bayrak.
Gökyüzü kara dumanla kaplı, ufuk ateşle yanıyor.
Ama o hâlâ ayakta.
Belki korkuyor, belki üşüyor, belki anlamıyor.
Ama biliyor: Dünyanın suskunluğu onun çığlığı kadar ağır.
Bu görüntü bir soruyu haykırıyor:
Çocuklar mı savaşmalı, yoksa çocukluklar mı yaşamalı?
“Savaş, en çok çocukların kalbini yetim bırakır.”Ortadirek
“Savaşlarda asıl kaybedenler, hiç savaşmamış çocuklardır.”Körlük
Bu kutu benim vedam. Gidenin arkasından, elimde ne kaldıysa tek tek topladım. Kurumuş çiçeklerini, bana bir zamanlar kıymetli gelen küçük notlarını, avucumda ağırlığını hissettiğim bütün anı kırıntılarını… Hepsini koydum içine.
Artık bana bakmasınlar, artık bana dokunmasınlar diye. Çünkü içlerinde hem güzellik hem acı var. Kalsınlar bu kutunun karanlığında, ben unuttukça onlar da toza karışsın.
Bu kutu bir hatıra değil, bir mezar gibi. İçine gömdüm sevgimi, kırgınlığımı, gözyaşlarımı. Ve kapattım kapağını, sanki bir daha hiç açılmayacakmış gibi.
“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. O anı, daha sonraları, eşyaların içine koyup sakladım. Çünkü insan eşyaları biriktirdikçe, aslında kaybettiklerini de biriktiriyordu.”
Masumiyet Müzesi