Giriş Yap
inşallah nasip olur banada..
* * * "Allah Teâlâ bir kimseye hayır irade ederse, ona fıkıh ilmini öğrenmeyi nasip eder."
Ariflerin Yolu, İmam GazaliSayfa 130 - Hikmet Neşriyat
Reklam
Cirâh - Fıkhın Son Bahsi Haber ve Eserlerde Mîzânın İki Mer­tebesi
FASIL — 43 — Cirâh [yaralamalar] bahsinden fıkhın son babına kadar Mizanın iki mertebesine misaller: Bunlardan biri, Beyhakînin ve diğerlerinin merfuân bildirdiği: «Kâfire karşılık müsliman öldürülmez», bir rivayette: «Müşrike karşı» hadîsi ile, Beyhakînin bildirdiği: «Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mu'âhide [Zimmî müste'mîn] karşılık bir müslimanı öldürdü ve: «Zimmetine [hima­yesine alınanlara] en kerîm olan benim» buyurduğu hadîstir, eğer hadîs ve Eshâbın eserleri sahîh iseler. Birincisi tahfîf, ikincisi teşdîddir. Böylece iş, Mizanın iki derecesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin merfu'ân bildirdiği: «Kölesini öldüreni öldürürüz. Kölesini ced' ideni [burnunu, kulağını, elini veya dudağını keseni] biz de ced' ideriz. [Burnunu, kulağını, elini veya dudağını keseriz]. Kölesinin ha­yasını çıkaranın, hayasını çıkarırız» hadîsi ile, yine Beyhakînin merfu'Ğn bildirdiği: «Köle, efendisi yerine kaved olunmaz. Çocuk da babası yerine kaved olunmaz» hadîsidir. [Kaved, katili maktul yerine kısas etmektir]. Hazreti Ebûbekir ve Ömer (radıyallahü anhümâ): «Müsliman kölesine kar­şılık öldürülmez, dövülür, uzun zaman habs edilir ve hisseden mahrum edilir» buyururlardı. Hadîs ve ikisinin eseri sahîh ise, birincisi teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Şeyhayn'ın ve başkalarının bildirdiği: «Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) dövülen ve bebeği düşen bir kadının çocuğu için, bir köle veya câriye diyetine hüküm eyledi» hadîsi ile, Beyhakî ve başkasının bildirdiği: «Resûlullah cenine diyet olarak, bir köle, câriye, at veya katır takdîr ve hükmetti» hadîsi ile, yine onun bildirdiği: «Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kadının bebeği için yüz koyun diyetle hükmeyledi», bir rivayette: «Yüzyirmi koyun» diye bildirilen hadîstir. Birinci ve üçüncü teşdîddir. Çünkü bu mikdar koyun, köle ve cariyeden kıymetli olur. ikincisi, sahîh ise, istediğini diyet olarak verme bakımından tahfîfdir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Şafiî ve Beyhakînin, hazreti Ömerden bildirdiği: «Buyurdu ki, büyü yapan her erkek ve kadını öldürün» rivayeti ile, İbni Ömerin hazreti Osmandan, büyü yapanı öldüreni ayıbladı eseridir. Birincisi teşdîd, ikincisi tahfîfdir ve bunu Resûlullahın: «İnsanlarla, lâ ilahe illallah demelerine ka­dar savaşmakla emr olundum. Bu kelimeyi söyledikleri zaman, kanları ve malları benim tarafımdan bağışlanır. Ancak islâm hakkıdır. Hesabları ise Allahü teâlâya kalır» hadîs-i şerifidir. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakî ve başkalarının merfuân bildirdiği: «Dînini değiştireni [mürted olup, Islâmdan çıkanı] öldürünüz,» ya'nî hemen öldürünüz hadîsi ile, hazreti Alînin (radıyallahü anh) bildirdiği: «Üç defa tevbe etmesi iste­nir, tevbe etmezse öldürülür» hadîsi ile, İmam Mâlik, Şafiî ve Beyhakînin hazreti Ömerden bildirdiği: «Üç gün habs edilir, sonra tevbe etmesi iste­nir» haberidir. Birincisi teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Böylece iş, Mîzânın iki mer­tebesine râci' oldu. Biri de. Buhârî ve Beyhakînin uzun bir hadîste bildirdiklerinden alınan «Kazf haddi, ancak sârin, belli olduğu zamandır» hadîsi ile, Beyhakî ve başkalarının, hazreti Ömerden bildirdiği: «O, ta'rîzde de had vururdu» haberidir. Birincisi tahfîf, ikincisi teşdîddir. Böylece iş, Mîzânın iki mer­tebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin bildirdiği: «Adamın biri Resûlullaha, gece çalıp yiyen at için ne buyurursunuz dediğinde,: «O ve benzeri cezayı gerektirir» buyurdu. Yâ Resûlallah, dalındaki meyveyi çalan için ne buyurursunuz? dedikte: «O ve benzeri şeyler cezayı gerektirir» buyurduğu hadîs ile, Şâfiî-nin bildirdiği: «Resûlullah, Berâ bin Âzibin devesi için, gündüzün malın sa­hibi, malını korumakla mükelleftir, ama hayvanların gece yaptığı zararı, hayvan sahibi öder diye hükmetti» hadîsidir. Şafiî buyurur ki, bunu bir kıy­met ile öder, iki kıymetle değil. Da'vacının sözü kıymetin mikdarında ka­bul olunmaz. Çünkü Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Beyyine da'vacı, yemîn da'valı üzerinedir» buyurmuştur. Birincisi alacağın zaifliğini icâbettirir. İkincisi ise, zaif kılınmadığını gösterir. Hırsızın cezası ise, beden hakkında [ya'nî had cezası] olup, mal hakkında değildir. Böylece iş, Mîzâ­nın iki mertebesine râci' oldu. Biri de. Beyhakînin bildirdiği: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Hırsıza, yağmacıya ve hâine uzuv kesme yoktur» hadîsi ile, yine onun bildirdiği: «Resûlullah, ziynet eşyası ve kıymetli malları, diller döküp ari­yet olarak alıp, sonra inkâr eden Mahzûmiyenin elini kesti» hadîsidir. Bi­rincisi tahfîf, ikincisi, eğer Mahzûmiyyenin elinin kesilmesi hiyânetinden olduğu sabit ise, teşdîddir. Çünkü bir başka zamanki hırsızlığı sebebi ile de kesilmiş olabilir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' olur. Biri de, Beyhakînin ve başkalarının merfu'ân bildirdiği: «Çoğu sarhoş edenin azından sizi men' ederim», bir rivayette: «Çoğu sarhoş edenin, azı haramdır» hadîsi ile, Beyhakînin merfu'ân bildirdiği: «İçiniz, sarhoş olma­yınız» hadîsidir. Birincisi teşdîd, ikincisi sahîh ise tahfîfdir. Çünkü haram-lık sebebi, bunu söyliyene göre, ancak sarhoş etmekliktir. Böylece iş, Mî­zânın iki mertebesine râci oldu. Biri de, Beyhakînin Ebûbekr-i Sıddîkdan (radıyallahü anh) bildirdiği: «Yezîd bin Ebû Süfyânı, kumandan olarak gazaya gönderdiğinde, ona: İnsanlara rastlarsın, hücrelerde, kendilerini Allah için habsettiklerini dü­şünürler. Onlara dokunma ve kendilerini, onun için habsettikleri düşünce­lerine bırak,» bir rivayette: «Onları ve kendilerini onun için habsettiklerini bırak» buyurduğu ile, yine Beyhakînin ondan bildirdiği: Eshâb-ı kiram, çok yaşlanmış, dövüşmeğe gücü kalmamış bir ihtiyarı öldürdüler. Sonra bunu Resûlullaha haber verdiler. Yasaktı buyurmadı. Birincisi, ruhbanlara tahfîf, ikincisi yine onlara teşdîddir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin Abdullah bin Ömerden bildirdiği: «Kurban kesme günleri, bayram günü ve sonraki iki gündür [ya'nî kurban bayramının ilk üç günüdür] rivayeti ile, Ibni Abbâsdan bildirilen: «Kurban bayramının birinci gününden sonra üç gün kesilir» kavli ile, Beyhakînin merfu'ân bil­dirdiği: «Kurban kesme ayın [zilka'de ayının] sonuna kadardır. İstiyen yapar» rivayetidir. Birinci eser teşdîd, mukabili ise tahfîfdir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin merfu'ân bildirdiği: «Erkek çocuk için iki, kız çocuk için, mükâfat olarak, bir koyun kesilir. Bunların erkek ve dişi oluşu­nun size bir zararı yoktur» hadîsi ile, yine onun bildirdiği: «Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hasan ve Hüseyin (radıyalahü anhümâ) için, akîka olarak, birer koç kesti» hadîsidir. Birincisi, erkek çocuğun akîkasında teşdîd, ikincisi ise, yine onda tahfîfdir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin ve başkalarının merfu'ân bildirdiği: «Resûlullah tavşan etinden yerdi» hadîsi ile, Beyhakînin bildirdiği: «Resûlullah tavşan hakkında, onu yemem ve yasak da etmem» buyurduğu hadîs-i şerîfdir. Birincisi tahfîf, ikincisi ise, içinde bir nevi teşdîdi taşımaktadır. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Sırtlan, tilki, kirpi, at ve necaset yiyen sığır hakkında da hüküm, bunun gibi Mîzânın iki mertebesine râci' olur. Biri de, Beyhakînin ve diğerlerinin bildirdiği: «Resûlullahın sofrasından kelerler yerler ve Resûlullah onlara bakardı» hadîsi ile, yine Beyhakînin bildirdiği, Resûlullah bundan men ederdi hadîsidir. Birincisi tahfîf, ikincisi teşdîddir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Şeyhaynın bildirdiği: «Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hacamat kazancını yasakladı», bir rivayette: «Kan için para almağı yasak­ladı» hadîsi ile, yine Şeyhayn'ın bildirdiği: «Resûlullah hacamat oldu ve hacamatı yapana, iki sa' yiyecek verilmesini emr buyurdu» hadîsidir. Birincisi teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Buhârînin ve başkalarının bildirdiği: «Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: Size deva, çâre olarak bir şeyde hayır var­sa, hastalığa uygun olarak ya uzman bir huccâm, [mütehassıs bir hekîm], ya bal şerbeti, ya da ateşle yakmaktadır. Dağlamağı sevmem» hadîsi ile, Beyhakînin bildirdiği: «Resûlullah, Es'ad bin Zerâre'ye, dikenden dolayı dağ yaptı» hadîsidir. Birincisi teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de. Hâkim ve Beyhakînin bildirdiği: «Resûlullaha, yağa düşmüş fare hakkında soruldu. Onu ve etrafını atınız. Kalanını yiyiniz buyurdu. Yâ Resûlallah, yağ sıvı ise, ne buyurursunuz? dediler. Ondan fâideleniniz, fakat yemeyiniz» buyurduğu hadîs ile, Buhârî ve Hâkimin merfu'ân bil­dirdiği: «Allahü teâlâ ve Resulü, şarab [içki], leş ve dokumuzun satışını haram eyledi.» Yâ Resûlallah, ölü hayvanın içyağının gemilerin katranlan­masında, deriye melhem olarak sürülmesinde, kandilde yakılmasında ne buyurursunuz? dediklerinde: «Olmaz, haramdır» buyurduğu hadîstir. Bi­rincisi tahfîf, ikincisi teşdîddir. Birincisinin yoksullara, ikincisinin varlıklı ve zenginlere yorumu doğru olur. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Şeyhayn'ın bildirdiği: «Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sel­lem), Ailahü teâlâdan başkasının ismi ile yemini yasakladı ve: «Babaları­nızla yemin etmeyiniz» buyurduğu hadîs ile. Hâkim ve başkalarının bil­dirdiği : «Resûlullah, namaz ve başka şeyler için, kendisiyle bîat eden hakkında: «Babası[nın başı] için, doğru söyledi ise, kurtuldu» buyurduğu hadîs-i şerîfdir. Birincisi teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin hazreti Ömerden bildirdiği, «Kâzifin, tevbe etse şehâdetini kabul ederdi» rivayeti ile, yine onun kadı Şüreyh ve başkaların­dan bildirdiği: «Onlar, kazf edenin şâhidliği hiçbir zaman kabul edilmez, tevbesi ise, kendisi ile Allahü teâlâ arasındadır derlerdi» eserleridir. Birin­cisi tahfîf, ikincisi teşdîddir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin Mücâhidden bildirdiği, «o, Allahü teâlânın: «Er­keklerinizden iki kişiyi şâhid gösterin» âyet-i kerîmesine dayarak, kölenin şehâdetini caiz görmezdi.» rivayeti ile, hazreti Enesden, İbni Şîrînden, Şüreyhden ve başkalarından bildirdiği, kölenin şâhidliği caizdir, hepiniz kul [köle] ve cariyelersiniz buyurduklarıdır. Birincisi teşdîd, ikincisi tahfîf­dir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Çocukların [sabîlerin] sahicilikleri de böyledir. Ibni Abbâs ise, çocukların şâhidliği caiz değil­dir buyurdu. Ibni Zübeyr ise, aralarındaki yaralamalarda bunu caiz gör­müştür. Biri de, Şeyhayn'ın bildirdiği: «Resûlullah, beyyine [hüccet]Ie beraber yemîn ettirmez ve hasma: «Yâ iki şâhid getir, ya da yemîn et» buyurdu hadîsi ile, Şafiî ve Beyhakînin hazreti Alîden bildirdiği, yemînin beyyine ile olmasını isterdi eseridir. Şüreyh ve başkaları da böyle demişlerdir. Bi­rincisi tahîîf, ikincisi teşdîddir. Özellikle beyyine, ölü, gâib, küçük çocuk ve deli üzerine getirilmek gerekirse. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Şeyhayn ve başkalarının bildirdiği: «Velâ [Itktan ve müvâ-lattan hasıl olan yakınlık] âzâd edenindir» hadîsidir. Bir kimse sokakta bırakılmış, anası belli olmıyan bir çocuk bulsa, onu kaldırırsa, üzerine velâ sabit olmaz. Mîrâsı ise, müslimanlaradır ve cürmü de onlaradır. Mül-tekıt için, sadece ecr vardır eseri ile, Beyhakînin hazreti Ömerden bildir­diği: Hazreti Ömer Saîd bin Müseyyibe, bulduğu anası belli olmıyan çocuk için, hürdür buyurup, velâsını Saîde verdiği ve emzirmesini de Ömere yüklediği eseridir. Birincisi teşdîd, ikincisi, sahîh ise tahfîfdir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Şeyhaynın bildirdiği: «Ensârdan biri, ondan başka malı olmıyan bir köleyi müdebbir olarak âzâd etti. Muhtâc olduğu için, onu Resûlul­lah satın aldı» hadîsi ile. Hâkimin merfu'ân bildirdiği: «Müdebber satıl­maz ve hediye edilmez» rivayetidir. Birincisi tahfîfdir. Çünkü sahibi-, dile­diği zaman, onu satabilmektedir. İkincisi, eğer ref'i sahîh ise, teşdîddir. Çünkü satılamaz, hîbe de edilemez. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin, Câbir bin Abdullahdan (radıyallahü anh) bildir­diği: «Resûluiahın ve Ebûbekr-i Sıddîkın zamanlarında, biz ümmül-ve-ledleri satardık. Hazreti Ömerin zamanı gelince, bundan men edildik ve biz de bir daha bu işi yapmadık» hadîsidir. Birincisi tahfîf, ikincisi teşdîd­dir. Bütün Sahabe de buna muvafakat etti. Böylece onların tarafından, ümmül-veledin satılmasının haram olduğunda, icma gibi oldu ve: «Böyle kadınlar, efendisi ölünce, âzâd olurlar» buyurdular. Herşeyin en doğrusunu Allahü teâlâ bilir. işte, bazı âlimlerce, aralarında tenakuz varmış görünüşünde olan hadîsler bunlar olup, Mîzânın tahfîf ve teşdîd mertebelerinde yer almala­rını böylece bildirmiş olduk. Diğer hadîslerin alınmasında İmamlar ara­sında icma' vardır. Onlarda sâdece bir mertebe vardır. Çünkü mükellefler­den biri için onlarda bir zorluk sözkonusu değildir. O halde anlayın. Vel-hamdü lillahi Rabbil-âlemîn! Ey kardeşim, imamların alıp da, anlayamamalarından ötürü ihtilâf ettikleri, âyetlerden konuşmak istemedim. Bu, hadîs-i şeriflerin hilâfına olarak, muctehidlerin onlardaki müdrikelerinin gizliliği, örtülülüğü sebebiy­ledir. Halbuki hadîsler, Kur'ân-ı kerîmdeki icmalleri açıklayıcı olarak gel­miştir. Aynı şekilde, Kur'ân-ı kerîmdeki teşdîd kısımlarını, arifler kendilerine almışlardır. Bunları zamane âlimlerinden kimse bilemez, nerde kaldı ki, başkaları bilebilsin! Bu hususta bir kitab yazdım ismini (el-Cevher-ül ma­sun fi ulûm-i Kitâb-illâhiî-meknûn) verdim. İçinde üç bin kadar ilmi bil­dirdim. Üzerine, meşâyıh-i islâm, ehlüllaha iman ve teslîm ile yazılar yaz­dı. Misâl olarak, Şeyh Nâsıruddin-i Lıkânî Mâlikinin yazdığını bildireyim . «Çok kıymetli ma'nâlar, pek nefis misaller veren bu kitabı inceledim. İçinin Rabbânî cevher ve ma'rifetlerle dolu olduğunu gördüm. Bildim ki, özden haber vermektedir. Dil onu gerektiği gibi anlatamaz. Düşünce, onun hakikatine ve keşfine kavuşamaz.» Ayetlerden istinbat yerlerini, dürmede, katlamada, habersizler, bu ma'nâlara erişmemiş olanlar arasında ehlüllahın ilimlerini açıklamakta onların gayretinden çekinip bildirmedim. Bu kitabı, asrının âlimi Şeyh Şi-hâbüddin Ibni Şeyh Abdülhak aldı. Bir ay kadar onda kaldı. İçindeki ilim­lere bakardı. Onlardan bir ilmin çıkış yerini, kaynağını anlıyamadı. Ve bana: Bu kitabı, bu zamanda niçin yazdın? dedi. Kendisine: «Ben bu kitabı, Allahü teâlânın evliyasına nusret, yardım etmek için yazdım. Çünkü insan­ların çoğu, evliyanın Kitab ve Sünnetten haberi yoktur derler» dedim. «Ben kendim için konuşayım; ben Mısırın, Samın [Filistin kıt'asının] Rûmun [Trakya ve Anadolunun] ve Acemin [Iran ve havalisinin] âlimiyim. Bu­nunla beraber, Kur'ân-ı kerîmden, bildirdiğiniz ma'rifetlerden birini çıkara­madım ve Kur'ân-ı kerîmi okurken içinde bunların bulunduğunu anlıyama-dım. Bununla beraber, hiç bir bakımdan onu reddedemem. Çünkü kitabı­nızın içindeki sözlerin, ifâdelerin savleti, iptal etmek istiyeninkinde yok­tur.» dedi. Kardeşim Efdâlüddin Fatiha sûresinden ikiyüz kırk yedi bin dokuz-yüz doksan dokuz ilim çıkardı ve: Bu ilimler, Kur'ân-ı azîmin ilimlerinin esaslarıdır buyurdu. Sonra bunları Besmeleye, sonra Besmelenin, B'sine, sonra B'nin noktasına arz edip, bütün bu ilimler, bunlarda vardır dedi. Buyururdu ki: «Bize göre kişi, Kur'ân-ı kerîmdeki bütün hükümleri ve bü­tün muctehidlerin mezheblerini, Kur'ân-ı kerîmdeki herhangi bir harften çıkarmayınca, Kur'ân-ı ma'rifet, ya'nî bilip anlamak makamını tamamlaya­maz». Onun bu sözünü, İmam Alînin (radıyallahü anh): «İstesem size, Be harfinin altındaki noktadaki ilimlerden seksen deve yükü kitab yazarım» sözü kuvvetlendirmektedir. Muctehidlerin ma'nâlarında tahfîf ve teşdîd arasında ihtilâf ettikleri, Kur'ândaki âyetlerin aralarını birleştirmek iste­mememin sebebi budur. Kur'ân-ı kerîmdeki teşdîd mertebesini bildirince, Allah için olan büyük âlimleri ve hükümlerini, insanların kabul etmeme kapısını aralamaktan korktum. Halbuki ben bu Mîzânı, sâdece, dîn imam­larına inkâr kapısı kapatmak için yazdım. Bunu bil! Bazı mezheb ehli katında zaif olan hadîsleri de bildirdim. Onlar için bu bir ihtiyattır. Bunun­la, bazan, hakîkatte sahîh olabileceklerini bilmiş olsunlar. Bazı yerlerde, sahîh hadîslere mukabil, bir başka müctehidin aldığı zaif hadîs getiririm. Bütün bunları, mezheb imamlarına (radıyqllahü anhüm) olan edebimden yaptım. Çünkü insaf ile bakan, karinelerle anlar ki, müctehidin almış oldu­ğu bu zaif hadîs, onun katında sahîh olmasaydı, onunla istidlal etmezdi. Bir hadîsin sahîh olmasına, müctehidin mezhebi için onunla istidlal et­mesi yetişir. Bu Mîzâna dikkatle bakan, müctehid imamların delillerinden ve kavillerinden bir delil veya kavlin, hiç bir zaman, şerîatin iki mertebe­sinden dışarı çıktığını bulamaz. Her iki mertebe için de, amel ve işlere göre, insanlar vardır. Kuvvetli olanlarından teşdîd ile amel istenir, zâif olanları ise, ruhsat ile amele muhâtab oluriar. Daha önce bunun açıkla­ması geçmişti. Velhamdü lillahi Rabbil-âlemîn! Şimdi müctehid imamların kavillerinin arasını birleştirmeye ve onları Mîzânın teşdîd ve tahfîf mertebelerine arz etmeğe başlıyoruz. Taharet bahsinden fıkhın son bahsine kadar, bütün bâblarda, mezheb imamları arasında icma' ve ittifak hâlinde oldukları mes'eleleri bildiririz. Hakîkat sâhiblerinin tevcîhi ile, şerîati te'yidini açıklarız. Aksinin de ekseriyet üzere olduğunu arz ederiz. Ve yine açıklarız ki, Müctehid imamlar, şeriat âlim­leri oldukları gibi, hakîkat âlimleri de idiler. Çünkü onların hepsi, mezheb-lerinin usûllerini hem şeriat ve hem hakîkat üzere kurmuşlardır. Keşf sahihlerinden birinin bana haber verdiği üzere, onlar, cinlerin de imam­larıdır. Her mezheb için cinden talebeler vardır, ona uyarlar, insanlar gibi, ona zorluk çıkarmazlar . Benim bu kitabda yapmak istediğimi, daha önceki fasıllarda söyle­diğim gibi, fıkhın birinci babından sonuna kadar, benden önce bir kimsenin yaptığını bilmiyorum. Burada tekrar arz edeyim ki, keşif sâhibierine göre, hakîkat, hiçbir zaman şerîate muhalif olmaz. Çünkü hakîki şeriat, işlere aslında olduğu gibi hükmetmeğe denir. Bu ise, hakîkat ilminin kendisidir. O halde şeriat, hakikate muhalif olmaz. Aksi de öyledir. Çünkü bunların ikisi, güneş ışığında birşeyin gölgesinin aslı ile olması gibi birbirinin lâzı­mıdırlar, [ya'nî biri varsa, diğeri de elbette vardır]. Bunların birbirine uy­maz görünmesi, ancak hâkimin yalan hüccetle hükmetmesi halindedir. Ama burada da hâkim hücceti doğru sanmaktadır. Ama hüccet, görünüş­te olduğu gibi, hakîkatte de doğru olursa, hüküm bâtına ve zahire, ya'nî dünya ve âhırete nüfuz eder. İmam Ebû Hanîfenin: Hâkimin hükmü zahir ve batına işler» sözü, hakîkat âlimlerine göre, âdil beyyine ile hükmettiği zamandır. Zira bu, Allahü teâlâya hüsn-i zan kısmındandır. Çünkü o, kıyamet günü şer'-i şeri­finin nâiblerine yardım eder ve yalan şâhidliği afveder ve bununla hâkimi de bağışlayabilir. Dünyada bütün gücünü ve kudretini beyyineleri, hüccet­leri incelemede yürüttüğü gibi, hükmünü âhırette öyle yürütür.
Mizan'ül Kübra, İmam-ı ŞaraniSayfa 154 - Berekat Yayınevi, Dört Hak Mezhebin Büyük Fıkıh Kitabı - Fasıl 43 / 43
Bey - Cirâh - Haber ve Eserlerde Mîzânın İki Mer­tebesi
FASIL — 42 — Bey'den (Alış-Veriş) Cirâh (Yaralamalar) bahsine kadar Mizanın iki mertebesine misaller: Bunlardan biri, Müslim ve başkalarının bildirdiği: «Resûlullah (sallal­lahü aleyhi ve sellem) hazırda mevcûd olmıyan şeyi (meselâ havadaki kuşu yakalamadan, denizdeki balığı tutmadan) satmayı ve henüz olma­mış mahsûlü satmağı yasak etti» hadîsi ile, Beyhakînin bildirdiği, Resû­lullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: «Bir kimse, görmeden bir şey satın alırsa, muhayyerdir. Gördüğü zaman dilerse alır, isterse geri ve­rir» hadîsidir. İbni Sîrin der ki, eğer tam vasf ettiği şekilde ise, onu geri ve­remez. Birincisi, görmeme bakımından şümullü olduğu için teşdîd, ikinci­si, eğer bundaki hadîs sahîh ise, tahfîfdir. Böylece iş, Mîzânın iki merte­besine râci' olmuş olur. Biri de, Şeyhayn'ıh merfu'ân bildirdiği: «Alan ve satandan her biri, ayrılmadıkça, birbirlerine karşı muhayyer olup satış muhayyerdir» ve Müs-limin bir rivayetinde: «Ayrılmadıkça, yahud alış verişleri muhayyerlik üze­re olunca» diye geldi. Bununla hazreti Ömer'in buyurduğu: «Alış veriş, elini eline vurmakla [kuvvetlice tokalaşmakla], yahud muhayyer olaraktır» kavlidir. Birincisi tahfîfdir. Çünkü bunda akidden, söz kesildikten son­ra ve ayrılmadan önce muhayyerlik, ya'ni satıştan vazgeçme hakkı var­dır. Hazreti Ömer'in (radıyallahü anh) eseri, eğer sahîh ise, teşdîddir. Çünkü o, alıcı ve satıcı için, el sıkıştıktan sonra, muhayyerlik tanımadı. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Müslim ve başkalarının bildirdiği: «Resûlullah (sallallahü aley­hi ve sellem) mevcûd olmıyan malı [havadaki kuşu, denizdeki balığı yaka­lamadan] satmağı yasak etti» hadîsi ile, Beyhakînin bildirdiği: «Resûlul­lah, beyazlaştığı zaman, başaktaki buğdayı satmağa cevaz verdi» hadîsi­dir. Birincisi şümülu belli olmamak bakımından teşdîd, ikincisi, sahîh ise, tahfîfdir ve senede bir topraktan çıkan şeye mahsûs olur. Böylece iş, Mi­zanın iki mertebesine râci' olur. Biri de, Beyhakînin ve İmam-ı Şâfi'înin, Sa'd bin ebî Vakkas'dan (ra­dıyallahü anh) bildirdiği: «Kendi bostanını sattı. Müşterisinin başına bir musîbet geldi ve ondan semenini aldı» eseri ile, Şeyhayn'ın bildirdiği: «Re­sûlullah buyurdu ki: «Allahü teâlânın, mahsûlü men'ettiğini gördün mü? O halde sizden biri kardeşinin malını ne sebeble alır» hadîsi ile, Beyhakînin hazreti Câbirden bildirdiği: «Resûlullah buyurdu: «Bir kardeşinden hurma satın alsan ve ona bir zarar vâkî olsa, ondan bir şey almak sana halâl ol­maz, din kardeşinin malını haksız yere ne sebeble alırsın?» hadîsi ile, Müslimin bildirdiği: «Resûlullah zarara uğramışları bırakmağı emr etti» hadîsidir. Birincisi, eğer Sa'de (radıyallahü anh) Resûlullahdan bir şey ulaşmışsa, teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Müslim ve başkalarının bildirdiği: «Resûlullah, şartlı satışı men etti» hadîsi ile, Buhârînin bildirdiği: «Resûlullah, bir deve satın aldı. Sahibinden onu ehline, ya'ni Resûlullahın evine götürmesini istisna eyle­di. O kimse, ehline [hanımına] gelince, Peygamber efendimiz de geldi, be­delini ödedi; ve sonra ayrıldı» hadîsidir. Buhârî hadîsinin bazı yolları, bu­nun, satışta şart bulunduğuna, bazı yolları ise, Resûlullah sallallahü aley­hi ve sellem) tarafından satın alındıktan sonra, onun için iyilik, ihsan cin­sinden olduğuna delâlet ediyor. Birinci hadîsi, eğer muhkem akidde, söz­leşmede olur diye hami edersek, tahfîf olur. Yoksa teşdîd olur. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci' olur. Bunlardan biri, Şeyhayn'ın bildirdiği: «Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) köpeğin parasını, bagînin mehrini ve kâhinin bahşişini yasak­ladı» hadîs-i şerîfi ile, Beyhakinin bildirdiği: «Resûlullah köpeğin parasını [bedelini] men'etti, ancak av köpeği parayla satılır buyurdu», bir riva­yette: «Ava saldırmağı öğrenmiş köpek hâriç» diye geldi. Birincisi teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Böylece iş. Mizanın iki mertebesine rücû' etti. Biri de, Müslimin bildirdiği: «Resûlullah, kedinin bedelini yasak etti» hadîsi ile, eğer Resûlullahdan kendisine bir haber ulaştıysa. Atanın: «Ke­dinin bedelinde [parayla satılmasında] bir beis yoktur» kavlidir. Birincisi teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Birinciyi, tahrîm ve tenzihi mekruha yorumlar­sak bir şey değişmez. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin İbni Abbâsdan ve başkalarından bildirdiği: «İbni Abbâs, Mushafın satışını ve ticâret meta'ı yapılmasını mekruh tutardı» eseri ile. Hasan ve Şa'bîden bildirdiği: «Bu ikisi bu işte bir beis görmez­lerdi» kavlidir. Birincisi, Allahü teâlânın kelâmına ta'zîm için teşdîd, ikinci­si, onu okumak ve diğer tâatler için tahfîfdir. Böylece iş, Mizanın iki mer­tebesine râci' olduT Biri de, Ebû Dâvudun ve Beyhakînin bildirdiği: «Bir kişi Resûlullaha gelip, yâ Resûlallah, bizim için narh koy dedikte, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Fiatlan alçaltan ve yükselten Allahü teâlâdır. Ben ise, bende kimsenin hakkı bulunmadığı halde, Rabbime kavuşmak isterim.» Bir rivayette ise: «Resûlullah, «narh koyan, kâbıd, bâsıt ve Râzık olan Al­lahü teâlâdır» buyurduğu hadîs ile, İmam Mâlik ve Şâfi'înin, hazreti Öner­den bildirdiği: «O narh koydu» eseridir. Birincisi tahfîf, ikincisi teşdîddir, eğer hazreti Ömer bunu kendinden yapmamışsa. Ancak bir yoldan, onun narhdan rücû' ettiği haberi geldi ve: «Ben bununla, müslimanların iyiliği­ni düşünmüştüm» buyurdu. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci' ol­du. Biri de, Şeyhaynın ibni Ömerden bildirdiği: «İbni Ömer buyurdu ki, ben ondört yaşında idim ki, beni harbe götürmek için Resûlullaha arz ettiler. İzin vermedi. Hendek Savaşı günü ise, onbeş yaşında idim. O zaman izin verdi» hadîsi ile, Muhammed bin Kasımın merfu'ân bildirdiği: «Üç ki­şiden kalem kalkmıştır. Biri baliğ oluncaya kadar olan çocuk. Onsekiz ya­şına kadar bulûğa ermese de» hadîsidir. Birincisi teşdîd, ikincisi, hadîs sahîh ise, tahfîfdir. Fakat bu hadîse mevdû'dur da denildi. Böylece iş, Mi­zanın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin merfu'ân bildirdiği: «Kadın evlendiğinde, kocası­nın izni olmadan bağışta bulunamaz». Ebû Dâvud ve Hâkim'in merfu'ân bildirdiği: «Kadın ancak kocasının izniyle bahşişde bulunabilir» hadîsi ile, kadının, kocasının malını, ondan izinsiz tasarrufda bulunması caiz oldu-ğundaki icma'dır. Birincisi, sahîh ise teşdîd, icma' ise tahfîfdir. Birinci ha­dîsin sahîh olması hâlinde durum, teşdîd mertebesine, icma' ise tahfîf mertebesine râci oldu. Biri de, Şeyhaynın merfu'ân bildirdiği: «Zenginin borcunu te'hiri zu­lümdür. Sizden biriniz bir te'hir edenin ardından giderse, gitsin» hadîsi ile, Beyhakînin Osman bin Affândan (radıyallahü anh) bildirdiği: «Müsli-man bir kimsenin malına tevâ', yo'nî havale yoktur» eseridir, eğer bunun hazreti Osmandan bildirildiği sahîh ise. Çünkü Imam-ı Şafiî buyurdu ki: Muhammed bin Hasan hüccet getirdi ki, Osman (radıyallahü anh) hava­le veya kefalet hakkında: «Sahibine rücû' eder. Müsliman bir kimsenin malında tevâ yoktur» buyurdu. Eğer bu, hazreti Osmandan sabit ise, hak­kında hüccet yoktur. Çünkü bunu havale, yoksa kefalet hakkında mı söy­ledi bilinmiyor. Hazreti Osmandan bildirilen sahîh ise, iş Mizanın tahfîf ve teşdîd mertebelerine rücû' etmiş olur. Biri de. Hâkim ve Beyhakînin merfu'ân bildirdiği: «Ete, aldığını öde­mek gerektir» hadîsi ve Beyhakînin bildirdiği: «Resûlullah (sallallahü aley­hi ve sellem) Safvân bin Umeyyeden ariyet olarak zırhlar aldı. Yâ Muham­med, gasb olarak mı? dedi. «Hayır, ariyet olarak. Sonra veririm buyurdu. Geri vermek isteyince, biri kaybolmuştu. Resûlullah Safvâna, «İstersen, sana borçlanayım buyurdu. Safvân, yâ Resûlallah, bugün kalbimde, sana ariyet verdiğim günkünden başka bir îman var dedi...» Ibni Abbâs âriy-yeti öderdi, tazmîn ederdi. Bunun gibi, Ebû Hüreyre, kendisinden ariyet olarak bir deve alınıp, alanın yanında helak olunca, alacaklı olduğunu söy­ledi. Böyle eserler çoktur. Bunlarla Beyhakînin kadî Şüreyhden bildirdiği: «Hâin olmıyan müste'ire [ariyet alana] ödeme yoktur» eseridir. Birincisi ödeme hususunda teşdîd, ikincisi bu konuda tahfîfdir. Böylece iş, Mi­zanın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Buhârînin hazreti Câbirden (radıyallahü anh) bildirdiği: «Re­sûlullah (sallallahü aleyhi ve selem) taksim olunmıyan herşeyde şüf'a ile hüküm eyledi. Hududu belli, yolları ayrı olunca, kimseye şüf'a yoktur» ha­dîsi ile, Buhârî ve başkalarının bildirdiği: «Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: «Bitişik olana, komşu daha müstehaktır, lâyıktır» hadîsi ile, Beyhakînin bildirdiği, Resûlullah buyurdu ki: «Eve, komşusu daha müstahaktır» hadîsidir. Birincisi teşdîd, ikincisi, komşuya şüf'a hakkı vermekle tahfîfdir. Bunun tevcîhi, âlimlerin kavillerinin arasını bulmada ge­lecek. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci' olur. Biri de, Beyhakînin bildirdiği: «Yahudi ve hırıstiyân için şüf'a yoktur» hadîsi ile, yine Beyhakînin lyâs bin Muâviye'den bildirdiği: «Zimmiye şüf'a hakkı olduğuna hüküm eyledi» rivayetidir. Birincisi, eğer hadîs Resûlul-lahdan sahîh ise, teşdîd, mukabili ise, tahfîfdir. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci oldu. Biri de, Beyhakînin merfu'ân bildirdiği: «Gâib, çocuk ve satın alma ile onu sebkat edince ortağın ortak üzerine şüf'ası yoktur» hadîsi ile, Câ­birden merfu'ân bildirdiği: «Çocuğun baliğ oluncaya kadar, şüf'a hakkı vardır. Bulûğa erişince, ister alır, ister almaz» rivayetidir. Birincisi teşdîd, ikincisi, eğer Resûlullahdan sahîh ise, çocuğa göre tahfîfdir. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Müslimin merfu'ân bildirdiği: «Her kab ve duvar [bostan] or­taklığında şüf'a vardır. Ortağı izin vermeyince satamaz. Satarsa en müs­tahak olan ortağıdır. Ama izin verirse satar» hadîsi ile, Beyhakînin mevsû-len bildirdiği: «Ortak şefi'dir. Şüf'a ise her şeyde vardır» hadîsi ve yine onun merfu'ân rivayetinde: «Şüf'a kölelerde ve herşeyde vardır» bildirilen hadîstir. Birincisi, hayvanda [canlılarda] şüf'a olmamak bakımından teş­dîd, ikincisi, canlı - cansız herşey hakkında şüf'a olmak haberi sahîh ise, tahfîfdir. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci oldu. Biri de, Beyhakînin Şüreyh'den bildirdiği: «Şüreyh dedi ki, Şüf'a his­se mikdarıncadır» kavli ile, kavilleri Medîneye dayanan fukahadan bildir­diği: «Onlar bir kimse hakkında konuşuyorlardı. Bu kimsenin evi için or­takları vardı. Ortakları ona şüf'ayı teslîm ettiler. Ancak bir tanesi, şüf'a-dan hakkı olan kadarını almak istedi. Yâ hepsini alır, yâ tamamen bırakır dediler» kavlidir. Birincisi tahfîf, ikincisi tamamını almak veya tamamını bı­rakmak mecbûriyyetinden ötürü teşdîddir. Böylece iş. Mizanın iki merte­besine râci' oldu. Biri de, Imam-ı Şâfiînin, Kadî Şüreyhden bildirdiği, işçilere tazmîn et­tirirdi. Bir kere evi yanan çamaşırcıya aldığı çamaşırların değerini taz­mîn ettirdi. Çamaşırcı, bana ödetiyorsun, halbuki benim evim yandı dedi. Şüreyh: Onun evi yansaydı, çamaşırını yıkama ücretini ona bırakır miy­din?» buyurduğu kavil ile, Beyhakînin hazreti Alîden, çamaşırcı, temizle­yici ve boyacı, eşyaya zarar verse, ödetir ve: «İnsanlar için doğrusu bu­dur» derdi eseri ile, Beyhakînin bir başka şekilde, yine hazreti Alîden ve Atadan bildirdiği, bu ikisi, ustaya ve işçiye tazmîn ettirmezler, ödetmez-lerdi eseridir. Birincisi teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin Ömer bin Hattâbdan (radıyallahü anh) bildirdiğidir: Hazreti Ömer, Yemende, töhmet altında bulunan bir kadına haber gönderip, yanına çağırdı. Kadın korktu ve karnındaki çocuğu düştü. Es-hâbdan bazısı, hazreti Ömer'e bunda bir tazmîn, ödeme düşmez deyip kendisine: «Sen devletin reisisin, te'dib etmek hakkındır» dediler eseri ile, hazreti Ali'nin, tazmini lâzımdır eseridir. Birincisi tahfîf, ikincisi teş-dîddir. Çünkü, devlet reisinin had cezasında ve muallimin te'dibinde, döv­mesinde tazmînât vardır. Böylece iş. Mizanın iki mertebesine râci' oldu. Bazı âlimler, bu konuda, te'dibin şerîatin bildirdiği mikdar kadar olması; veya bundan daha çok olmasını ayırdılar. Belli mikdara değil, fazlasına tazmînât düşer dediler. Çünkü bu, şerîatte sabit, değişmez haddir. Bun­da tazmîn olmaz. Biri de, Buhârînin merfu'ân bildirdiği: «Ücret aldıklarınızdan en uy­gunu, Allahü teâlânın Kitabıdır» hadîsi ise, Beyhakînin Ubbâdetübnü Sâ-met'ten bildirdiği: «Bir kimseye Kur'ân-ı kerîm okumasını öğrettim. Bana bir yay hediye etti. Bunu, Resûlullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) arz et­tim: «Boynuna ateşten bir tasma asılmasını istersen, onu kabul et» buyur­du. Bir rivayette, Resûlullah ona: «O, iki omuzunun arasına asılan bir ateş korudur» buyurdu. Birincisi tahfîf, ikincisi teşdîddir. Birincisini fakîre, ikin­cisini zengine ve ibâdet için karşılık olarak böyle dünyalığa ihtiyâç olma­dığına ve bunda mürüvveti gidermek bulunduğuna hami edilir. Böylece iş. Mizanın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin bildirdiği: «Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sel­lem), hacamat [bedenden kan almak], kassablık ve kuyumculuk kazançla­rını yasakladı» hadîsi ile, yine onun bildirdiği: «Resûlullah hacamat oldu ve kan alan kimseye ücretini verdi» hadîsidir. Habis olduğunu bilse, ya'nî habis olduğuna inansa, vermezdi. Birincisi teşdîd, ikincisi, tenzîhen ya­sak kılınmakla tahfîfdir. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin bildirdiği, Resûlullah sedir ağacını kesmeği yasak etti ve: «Sediri kesenin başına, Allahü teâlâ ateş belâsı verir» hadîsi ile, yine Beyhakînin Urve ve başkalarından bildirdiği: «Onlar Resûlullahın za­manında sedir ağacını keserlerdi ve Resûlullah onlara mâni' olmazdı» ha­dîsi ile, Beyhakînin ve başkalarının, ölü hakkında bildirdikleri: «Ölüyü su ile ve sedirle yıkayın». Eğer sediri kesmek, zatî olarak yasak olsaydı, Re­sûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize, ölüyü onunla yıkamağı emret-mezdi» hadîsidir. Birincisi, sahîh ise, teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci oldu. Beyhakînin merfuân bildirdiği: «Kişi din kardeşine zarar vermez, ken­disi de, din kardeşi de birbirlerine zarar vermezler» hadîsi ile, yine Bey­hakînin bildirdiği: «Komşusu, duvarına bir odun sokmağı rica etse, ona en­gel olmaz» hadîsidir. Birincisi tahfîf, ikincisi, komşunun, duvarına odun koymakla, komşusunun temkînine mecbur olduğuna delâlet etmekle teş­dîddir. Bununla beraber, şerîatin kaidelerine göre, her müsliman kendi malı için daha uygundur ortak delâleti vardır. Böylece iş, Mizanın iki mer­tebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin bildirdiği Lukata [yerde bulunan şey] hadîsidir. Şöyle ki, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), «insanlar arasında ta'-rîf edip, bir sene saklar» diye hüküm etti. Bununla, «bir zaman ta'rîf eder, sonra onu yer veya ondan faydalanır» hadîsidir. Birincisi teşdîd, ikincisi, bulan için bir ıztırar söz konusu değilse, tahfîfdir. İkincisi ile istidlal etmiş­lerdir. Nitekim hazreti Alî (radıyallahü anh) bir dinar buldu. Bunu hazreti Fâtımaya getirdi. O da bunu Resûlullaha arz etti. Resûlullah: «O rızıktır. Allahü teâlâ onu size iletti» buyurdu. Hazreti Ali bununla et ve un aldı. Pi-şirdiler ve yediler.» Zira bu gösteriyor ki, hazreti Alî, bu bir altını vaktinde ta'rîf etmeden, duyurmadan önce, harcadı. Yahud sâdece bu vakit için­de ta'rif edip, duyurdu ve bunu, ta'rifde yeterli gördü. Böylece iş, Miza­nın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin merfu'ân bildirdiği, zevil-erhamın vâris olması ile, yine onun bildirdiği, zevil-erhamın vâris olmadığını âmir hadîsdir. Birin­cisi zevil-erhama tahfîf, diğer vârislere teşdîddir. İkincisi ise aksidir. Bu iki hadîsten her birinin uzun hikâyeleri vardır. Kısa kesmek için buraya almadık. Böylece iş. Mizanın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin ve başkalarının bildirdiği: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Ebû Zer'e (radıyallahü anh) buyurdu ki: «Kendim için sevdiğimi, senin için de severim. Yetimin malına yumuşak olma» hadîsi ile, Buhârînin bildirdiği: «Ben Cennette, şu ikisi gibi yetimin kefiliyim bu­yurup, işaret parmağı ile ona bitişik parmağını gösterdi» hadîsidir. Birin­cisi teşdîddir. Zaîfe evlâ olan, yetimin malına velayeti, velî olmağı terki gösteriyor. İkincisi ise tahfîfdir. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin hazreti Ebûbekirden (radıyallahü anh) bildirdiği: «Vedî' üzerine tazmîn yoktur» eseri ile, hazreti Ömerden (radıyallahü anh) bildirdiği: «Vedî' üzerine tazmîn, ödeme vardır» eseridir. Birincisi tahfîf­dir. İkincisi, tefrîtsiz tazmîni sabit ise, teşdîddir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Şeyhaynın merfu'ân bildirdiği: «Zenginlerinden alınıp, fakir­lerine verilen sadakadır» hadîsi ile, eğer ref'i sahîh ise, Beyhakînin mer­fu'ân bildirdiği: «Din sahihlerine sadaka veriniz» hadîsidir. Birincisi teş­dîddir, çünkü yalnız müslimanlara sarf olunuyor. İkincisi ise, nafile sada­kaya hami olunmazsa [ya'nî buradaki sadaka zekât ma'nâsında ise], tah­fîfdir. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakî ve başkalarının merfu'ân ve mevkufân bildirdiği: «Nikâhı ancak velî yapar» hadîsi ile, yine Beyhakînin merfû' ve mevkuf olarak bildirdiği: «Dul olan, kendisi için, velisinden daha hak sahibidir, be­kâr ise, izni istenir» hadîsidir. Birincisi teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Çünkü Resûlullah, dul ile velîyi ortak bildirdi, sonra dulu, daha hak sahibidir bu­yurmakla öne aldı ve akdi onunla sahîh kıldı. Böylece iş. Mizanın iki mer­tebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin merfu'ân bildirdiği: «Allahü teâlâ, muhallil ve mu-hallelün leh'e (4) lâ'net eylesin» hadîsidir. İbni Ömere (radıyallahü anhü-mâ), erkeğin hanımını tahlîli sorulduğunda, sifâhdir buyurdu. Bununla be­raber, akdin salbında şart edilmemişse, cumhura göre sahîhdir. Çünkü Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), ona muhallil ismini verince, bu nikâhın sahîh olduğunu gösterir. Zira muhallil, hil için müsebbittir. Fâsid olsaydı, muhallil buyurmazdı. Böylece bu husûsda iş, Mîzânın iki merte­besine râcı' oldu. Birincisi âlimlerden ve büyüklerden mürüvvet sahihlerine, ikincisi onların dışındaki avama hamledilir. Biri de, Müslimin bildirdiği: «Hastalığın ille başkasına geçmesi yoktur, uğursuzluk yoktur, baykuş [nâme] ötmesinin zararı yoktur, sarılık hastalığı ille geçmez» hadîsi ile, Beyhakînin bildirdiği: «Cüzzâm hastasından aslan­dan kaçar gibi kaç» hadîsidir. Birincisi teşdîd, ikincisi tahfîfdir. İkincisini îman ve yakînde zaif olana, birincisini bunlarda kâmil olana hamletmek doğru olur. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Şeyhaynın hazreti Câbirden bildirdiği: «Biz azl ederdik, Kur'ân nazil olurdu ve Beyhakînin ilâveten bildirdiği: «Bu Resûlullaha bildirildi bize bunu yasaklamadı» hgdîsi ile, Beyhakînin hazreti Ömer, Alî ve di­ğerlerinden bildirdiği: «Bu yasak edildi» eseridir. Böylece iş Mîzânın teş­dîd ve tahfîf mertebelerine râci' oldu. Beyhakînin hür kadın ile câriye ara­sındaki ayrılığı bildirdiği rivayetinde de, söz böyledir. Şöyle ki, Resûlul­lah (sallallahü aleyhi ve sellem), cariyenin hilâfına, hür kadından azli, onun izni olmazsa yasakladı. [Azl - Cima' hâlinde, menînin dışarı akıtılmasıdır]. Böylece tahfîf ve teşdîde râci' olur. Biri de, Beyhakî ve başkalarının bildirdiği: «Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), bir kimse bir kadınla evlenip, onunla cima' etmeden ölünce, o kadın için tam mehir, iddet ve mîras olduğuna hükmeyledi» ve İbni Omerden bildirdiği: «Böyle kadın için mehir olmadığına hüküm eyledi» eseridir. Birincisi, kocaya mehrin yüklenmesi bakımından teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beykanînin bildirdiği: «Resûlullah, kızı Fâtımayı (radıyallahü anhâ) hazreti Alî ile evlendirince, hazreti Alîyi, mehrinden ona birşey ver­meyince Fâtımanın odasına göndermedi. O da duhûlden önce, hazreti [4] Muhallil: Üç talâk ile meydana gelen ayrılıktan ve iddetten sonra mutallakanın, ya'ni boşanmış hanımın nefsini tezvîc ettiği ikinci kocasıdır. Bu kadının, kendisini boşa-mış olan evvelki kocasına da «muhallelün leh» denilir. Hil husulüne sebeb olan ikinci bir nikâh ile tekarrub, yaklaşma da tahlîl muamelesinden ibarettir. Tahlîl: Galiz hürmeti, haramlığı izâle ederek, evvelki zevç için, nikâhı yenilemenin halâl olmasına vesîle olan bir muameledir ki. buna «hülle» de denir. Fâtımaya hatmiden olan zırhını verdi» hadîsi ve ibni Abbâsın: «Bir kadınla evlenen, mehr-i müsemmâ yapmışsa (5), hanımına cima' etmek isteyince, varsa ona bir kaftan vermesi veya yanında yüzük varsa ona takması ge­rekir» eseri ile, Beyhakînin bildirdiği: «Resûlullahın zamanında bir kimse evlendi. Resûlullah, kadını ona bir şey ödemeden, erkeğe verdi», bir riva­yette: «O erkek dar halde idi, [parası - malı yoktu] hâli düzelince, ona bir şey vermesini buyurdu» hadîsidir. Birincisi teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Böyle­ce iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, İmam Mâlik ve Imam-ı Şâfiînin, hazreti Ömerden bildirdiği: «Bir erkeğin evlendiği hanımın perdesi [bekâret zarı] düşük olduğu halde, mehri ona vâcib kıldı» eseri ile, İbni Abbasın: «Ona mehrin yarısını vermek vâcib olur, bundan daha fazla değil», ya'nî ona dokunduğu sabit olmamış­tır» eseridir. Kadı Şüreyh de böyle hükmetmiştir. Fakat erkek, ona yaklaş­madığına yemin-i billah etti. O zaman kadına, sana mehrin yarısı düşer de­di. Birincisi teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine raci' oldu. Biri de, Buhârînin bildirdiği: «Resûlulfah (sallallahü aleyhi ve sellem) nehbden [gelinin başına saçılanı kapışmaktan, yağmalamaktan] men'etti», Beyhakînin bildirdiği: «Oğlanların nehbinden men'eyledi» hadîsi ile, yine Beyhakînin bildirdiği: «Resûlullah (sallalfahü aleyhi ve sellem) hanımların­dan biriyle evlendiği zaman, üzerine hurma saçtı, sonra yavaş bir sesle: «İsteyen kapışsın, toplasın» buyurduğu hadîstir. Birincisi teşdîd, ikincisi, haber sahîh ise tahfîfdir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin hazreti Alîden bildirdiği: «Her talak [boşama] caiz­dir, ancak bunak olanınki caiz değil» eseri ile, Saîd bin Müseyyib ve Sü-reyman bin Yesârın: «Sarhoş kimse hanımını boşarsa hanımı boşanmış olur. bir müslim'anı öldürürse, o da öldürülür» eseri ile, Beyhakînin Osman bin Affândan (radıyallahü anh) bildirdiği: «Delinin-ve sarhoşun boşaması sahîh olmaz» eseridir. Birincisi teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Böylece iş, Mî­zânın iki mertebesine râci' olur. Biri de, Buhârî ve başkalarının, hazreti Osmandan bildirdiği: Ölüm hastalığında, talâk-ı mebtûte [üç talakla ayrılmış] ile talâk verilen kadını vâris eyledi» eseri ile, Beyhakînin İbni Zübeyrden (radıyallahü anhümâ) bildirdiği: «O, vâris olamıyacağına fetva verdi eseridir. Birincisi tahfîf. ikincisi teşdîddir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Şafiî ve Beyhakînin, hazreti Alîden bildirdiği: «Buyurdu ki, kay­bolmuş adamın hanımı evlenemez. Kocası çıkıp geldiğinde, hanımı evlen­miş olsa, kendi hanımıdır. İsterse boşar, isterse saklar» eseri ile, Mâlik, Şafi'î ve Beyhakînin hazreti Ömerden bildirdiği: «Buyurdu ki, kocası kay bolan kadın, kocasının nerede öldüğünü bilmezse, dört sene bekler, sonra dört ay on gün daha bekler sonra, nikâhını açar» eseridir. (5) Mehr-I müsemmâ: iki tarafın az veya çok olarak tesmiye ve tayin ettikleri mal veya kabil-i mübadele olan menfaattir. Hazreti Ömer-den sonra, hazreti Osman da bununla hüküm verdi. O halde birincisi teş-dîd, ikincisi tahfîfdir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Mâlik, Şafiî ve Müslimin, hazreti Âişeden bildirdiği: Kur'ânda indirilenlerde süt hakkında on tane haramlık ma'lumâtı vardı, sonra bun­lardan beşi nesh edildi» eseri ile, Beyhakînin hazreti Alîden, İbni Zübeyir-den, İbni Mes'ûddan ve İbni Ömerden (radıyallahü anhüm) bildirdiği: «Süt­ten az da, çok da emilse, artık emziren ve onun usûl ve furû'u ile evlen­mek haramdır» eseridir. Birincisi tahfîf, ikincisi teşdiddir. Böylece iş, Mi­zanın iki mertebesine râci' oldu.
Mizan'ül Kübra, İmam-ı ŞaraniSayfa 147 - Berekat Yayınevi, Dört Hak Mezhebin Büyük Fıkıh Kitabı - Fasıl 42
Reklam
Hac - Bey (Alış-Veriş) - Haber ve Eserlerde Mîzânın İki Mer­tebesi
FASIL — 41 — Hac'dan Bey' [alış-veriş] bahsine kadar Mizanın iki mertebesine mi­saller: Bunlardan.biri, Müslim ve başkalarının İslâm hadîsinde bildirdikleri: «Cebrail aleyhisselâm, ey Muhammed, İslâm nedir? sorduğunda, Resu­lullah (sallallahü aleyhi ve sellem): «İslâm, senin Eşhedü en lâ ilâhe illal­lah ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah demen, namaz kılman, ze­kât vermen, Kâbeyi hac ve Umre yapman, cenabetten temizlenmen, abdesti tamam alman ve Ramazanda oruç tutmandır»... buyurduğu hadîs ve Beyhakînin Benî Âmirden bir kimseden bildirdiği: «Yâ Resulullah, benim babam çok yaşlıdır. Hacca, Umreye, bir yerden başka yere gitmeğe taka­ti yoktur. Ne yapayım? dedikte, Resulullah: Baban için sen hac ve Umre yap» buyurduğu hadîstir. Abdullah bin Avn, Bakara sûresi yüzdoksanal-tıncı: «Hacet da, Umreyi de, Allah için, farz ve sünnetleriyle tam yapın» âyetini okuyordu. O halde. Umre de, hac gibi vâcibdir, ya'nî farzdır habe­ri ile, Beyhakînin merfu'ân bildirdiği: «Hac cihâddır, Umre ise nafiledir» hadîsi ve yine onun bildirdiği ve Câbirden (radıyallahü anh) rivayet etti­ği: «Yâ Resûiallah, Umre vâcib ve farzları haccın farzları gibi midir?» de­dim. Buyurdu ki: «Hayır! Umre edersen, senin için hayırlı olur» hadîsidir. Şa'bî Umre tetavvu', ya'nî nafile ibâdettir buyurdu. Birincisi Umre hakkın­da teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci' olmuş olur. Biri de, Müslimin Esma binti Ebûbekirden (radıyallahü anhümâ) bil­dirdiği: «İhram olarak asf urla boyanmış renkli elbise giyerdi. İçinde za'feran yoktu» rivayeti, Beyhakînin, hazreti Âişeden bildirdiği: İhramda iken hafif asfurla boyanmış elbise giyerdi» rivayeti ile, Ebû Dâvud ve başkalarının bildirdiği: «Resûlullahın huzuruna bir kadın geldi. Üzerinde koyu asfurla boyanmış elbise vardı. Yâ Resûiallah, ben hacca bu ihram içinde gitmek isterim dedi. «Başka elbisen var mı?» buyurdu. Hayır dedi. «O halde bun­da ihrama gir» buyurduğu» hadîstir. Birincisi tahfif, ikincisi iki şıktan biri­ni açıklama yönünden teşdîddir. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci' olur. Biri de, Müslimin merfu'ân bildirdiği: «Çocuk hac ederse, çocukluğu müddetince bir daha yapmaz, bülüğa ererse, üzerine bir hac daha lâzım olur» hadîsi ile, bazı sahabenin: «Eğer bunu tevkîf bakımından buyurmuş-sa, bulûğdan sonra bir daha hac yapması gerekmez» kavilleridir. Birinci­si teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Böylece iş, Mizanın iki mertebesine râci' olmuş olur.
Mizan'ül Kübra, İmam-ı ŞaraniSayfa 146 - Berekat Yayınevi, Dört Hak Mezhebin Büyük Fıkıh Kitabı - Fasıl 41
Oruç - Hac - Haber ve Eserlerde Mîzânın İki Mer­tebesi
FASIL — 40 — Orucdan hacca kadar Mîzânın iki mertebesine misaller: Bunlardan biri, Müslimin hazreti Âişeden (radıyallahü anhâ) bildirdiği: «Resûlulloh (sallallahü aleyhi ve sellem) bize gelir ve yiyecek bir şeyiniz var mı? buyururdu. Hayır derdim. Bunun üzerine, ben oruçluyum», bir ri­vayette: «Öyleyse oruç tutayım» hadîsi ile, Şafiî ve Beyhakînin, Hüzeyfe'-den (radıyallahü anh) bildirdikleri: «Zeval vaktinden sonra oruç tutmak isterse, tutardı [ya'nî o zamana kadar yemeyip, niyyet de etmeyip, o zaman bugün oruç tutayım dese tutardı] kavli ile, Ibni Mes'ûdun (radıyallahü anh): «Sizden biriniz yemedikçe ve içmedikçe, muhayyerdir» kavilleridir. Birin­cisi, zevalden önce niyyet şartını gösterdiğinden teşdîd, ikincisi, niyyete, zevalden önce ve sonra akşama kadar olur demekle tahfîfdir. Nafile oru­ca, gece niyyet etmek lâzımdır diyenin delîli, Resûlullahın: «Fecirden ön­ce oruca niyyet etmiyenin, orucu olmaz» hadîs-i şerifidir. Böylece iş, Mi­zanın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin hazreti Âişeden bildirdiği: «Şübheli günde [Şa'-banın otuzunda] oruç tutanın orucu nasıl olur? diye kendisine sorulduğun­da: «Şaban ayında bir gün oruç tutmağı, Ramazandan bir gün oruç yemek­ten daha çok severim» hadîsi ile, Beyhakînin Ebû Hüreyreden merfu'ân bildirdiği: «Şa'banın onbeşi geçince, Ramazan-ı Şerif gelinciye kadar, oruç tutmayınız,» bir rivayette: «Şa'ban yarı olunca, oruç tutmayınız», ve Beyhakînin Ebû Hüreyreden bir başka rivayette bildirdiği: «Resûlulloh (sallallahü aleyhi ve sellem) Ramazana bir-iki gün kala oruç tutmağı [Ramazan-ı Şerifi karşılamağı] yasakladı. Ancak, oruç tutmağa devam edip, bu bir-iki gün kalınca, orucuna devam eden hariç» hadîsi ile, Ebû Hüreyrenin: «Yevm-i şek=şübheli günde oruç tutan, Ebûl Kasıma (sallalla­hü aleyhi ve sellem) âsi olmuş olur» kavlidir. Birincisi, Şa'ban ayında oruç tutmak hakkında tahfîf, ikincisi, onda orucun men'i hakkında teşdîddir. Dört mezheb imamının kavillerinin tevcîhi, sözlerinin arasını bulmada ge­lecek. Böylece iş. Mizanın iki mertebesine râci' olmuş olur. Biri de, Şeyhayn'ın, hazreti Âişeden bildirdiği: «Resûlulloh, Ramazan-ı Şerifin gecesinde ihtilâm sebebiyle değil, cima' sebebiyle sabah vaktine, cünüb olarak girer, Ortaklık ağarmaya başlayınca yıkanır, ve oruç tutardı» hadîsi ile, Beyhakînin rivayet eylediği, Ebû Hüreyrenin: «Cünüb oruca baş-lıyan, o gün oruç tutmaz» kavlidir. Eğer Ebû Hüreyrenin kavlinin neshi sabit olmadıysa, iş, Mizanın iki mertebesine râci' olur. Biri de, Ebû Dâvud ve Beyhakînin merfu'ân bildirdiği: «Kendiliğinden kay eden, kusan kimse, o günün orucunu kaza etmez, zorlıyarak kusan ise kaza eder» hadîsi ile, Beyhakînin Ebû Derdâdan (radıyallahü anh) bildir­diği: «Resûlulloh (sallallahü aleyhi ve sellem) oruçlu iken kay etti ve oru­cunu açtı» hadîsi ile, yine onun merfu'ân bildirdiği: «İstifra eden ve ihtilâm olan, orucunu açmaz» hadîsidir. Rivayetler tahfîf ve teşdîd ve tafsil ara­sındadır. Gördüğünüz gibi iş, gene Mîzânın iki mertebesine râci' olmak­tadır. Biri de, Beyhakînin merfu'ân bildirdiği: «Seferde oruçlu olmak, birden, ihsandan, iyilikten değildir» hadîsi ile, Şeyhayn'ın bildirdiği: «Resûlulloh se­ferde şiddetli sıcakda oruç tutardı» hadîsi ve Müslimin, ebû Saîd-i Hudrî-den (radıyallahü anh) bildirdiği: «Ramazan-ı'şerif de Resûlulloh ile gazada idik. Kimimiz oruçlu idik, kimimiz değildik. Oruç tutan tutmıyandan, tutmı-yan da tutandan gücenmezdi» hadîsidir. Kendinde tutma kuvveti gören tutarsa iyi olur. Kendini kuvvetsiz, güçsüz hisseden tutmaz. Bu da iyidir. Enes bin Mâlik (radıyallahü anh) dilenciye: «Oruç tutmazsan ruhsattır, tutarsan efdaldir» buyururdu. Birincisi tahfîf, ikincisi, tafsîlî hadîsin iki şık­kından birinde olsa da, teşdîddir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' olmuş olur. Biri de, Beyhakînin, Hüseyin bin Hâris-i Cedelîden rivayetidir: Der ki Mekke hatîbinden duydum. Buyurdu ki: «Resûlulloh (sallallahü aleyhi ve sellem) bize, gökte ayı görmekle oruca başlamamızı, biz görmediğimiz zaman, iki âdil şahidin şehâdeti ile, yine oruca başlamamızı ahd etti» sonra: «Sizin içinizde, Allahü teâlâyı ve Resulünü benden iyi bilen vardır ve o buna, Resûlullahdan şâhiddir» deyip, eli ile bir kimseyi gösterdi. Bey­hakî der ki, o kişi, hazreti Ömerin oğlu Abdullah idi. Bununla Beyhakînin hazreti Ömer ve Berâ bin Âzibden (radıyallahü anhümâ) bildirdiği: «Bu ikisi, Ramazan ayının hilâlini görmede, bir kişinin sahiciliğini kabul ederler ve insanlara oruç tutmalarını söylerlerdi» hadîsidir. Birincisi, şâhidlerde sayı şartı olmak bakımından teşdîd, oruç yönünden ise tahfîfdir, ikinci ise bunun aksidir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' olmuş olur. Biri de, Şeyhaynın hazreti Âişeden merfu'ân bildirdiği-, «Ölüp de, üzerinde oruç borcu olanın orucunu velîsi tutar» hadîsi ile, Beyhakînin hazreti Âişe ve İbni Abbâsdan bildirdiği: «Bir kimse, başkası nâmına oruç tutamaz» ve yine hazreti Âişeden bildirilen: «Ölülerinizin oruçlarını tutma­yınız, onlar için yemek yediriniz» haberidir. Birincisi oruç için tahfîf, ikin­cisi yemek yedirmekle teşdîddir. Hâli vakti yerinde olan ve zenginler için, tersi olmak da sahîhdir. Çünkü onlara göre, yemek yedirmek, oruç tut­maktan hafiftir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin hazreti Âişe ve Ebû Ubeyde bin Cerrâhdan bildir­diği: «Bu ikisi buyururlardı ki, üzerinde Ramazan borcu olan, isterse ayrı ayrı, isterse birbiri ardından kaza eder» rivayeti ile, Beyhakînin Ebû Hü-reyreden merfu'ân bildirdiği: «Üzerinde Ramazan orucu borcu olan, birbiri ardından tutsun, arada orucunu yemesin» hadîsidir. Hazret-i Alî ve İbni Ömer de böyle buyurdu. Birincisi tahfîf, ikincisi teşdîddir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin Ömer bin Ubeydullah bin ebû Râfi'den bildirdiği: «Resulullah oruçlu iken, sürme taşı ile sürmelenir ve: Sürme taşı kullanınız. Çünkü o gözü parlatır ve kirpikleri büyütür, uzatır» buyururdu, hadîsi ile, Buhârînin Târihinde ve Beyhakînin Ebû Nu'mân-ı Ensârîden bildirdiği: Babam bana dedemden bildirdi ki, Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Oruçlu iken, gündüz sürmelerime. Gece sürme kullan. Sürme taşı, göze parlaklık verir ve kirpikleri büyütür» buyurduğu hadîstir. Birincisi, oruçlu iken sürme kullanmağa izin bakımından tahfîf, ikincisi teşdîddir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' olmuş olur. Biri de, Buhârînin bildirdiği: «Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem), oruçlu iken kan aldırdı» hadîsi ile, yine onun merfu'ân bildirdiği: «Kan alanın da aldıranın da orucu bozulur» hadîsidir. Birincisi tahfîf, ikincisi neshi sabit olmadıysa teşdîddir. Bunun tevcihi, mezheb imamlarının kavilleri ara­sını bulmada gelecektir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' olmuş olur. Biri de, Müslim ve başkasının, hazreti Âişeden (radıyallahü anhâ) bildirdiği: «Resûlullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) hurma, yağ ve keş karışımı getirdi, ondan yedi ve: «Oruçlu olarak sabahlamıştım» buyurduğu hadîs ile, yine Âişenin (radıyallahü anhâ) bildirdiği: «Bize heys, ya'nî hur­ma, yağ ve keş, [yahud un] karışımı hediye ettiler. Oruçlu olarak sabahla­dım» Resulullah: «Ondan ye ve yerine bir gün oruç tut» buyurduğu hadîs­tir. Eğer ona kaza etmesi emri sabit ise, birincisi tahfîf, ikincisi teşdîd olur. Çünkü vâcib değil, mendub olma ihtimâli vardır. Aksi ise şart olur. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' oldu. Biri de, Beyhakînin, hazreti Âişe, ibni Abbâs ve başkalarından bil­dirdiği: «Jtikâf, ancak oruçla olur» rivayeti ile, Beyhakînin İbni Ömerden merfu'ân bildirdiği: «İtikâf edenin oruçlu olması şart değildir, ancak mu'-tekif orucu kendi üzerine gerekli kılar» hadîsidir. Birincisi teşdîd, ikincisi tahfîfdir. Böylece iş, Mîzânın iki mertebesine râci' olur.
Mizan'ül Kübra, İmam-ı ŞaraniSayfa 143 - Berekat Yayınevi, Dört Hak Mezhebin Büyük Fıkıh Kitabı - Fasıl 40
2
9
84 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42