Bir şeyden utanan kişilerin yüzleri kızarır. Damarlarındaki kan ister istemez yüzlerine hücum edince kıpkırmızı kesilirler o anlarda o yüz, kelimelere ihtiyaç duymadan konuşur. cesur görünmek anlamsızdır, yüzünüz utançtan ölüyorum yazan parlak bir tabela tutmuş gibidir. Kendi içinde terbiyesiz bir durumdayken kızarmak mahcubiyetten fazladır. Kızarmaktan korkmaya sosyal fobi (eritrofobi) denir, (öncesinde) su içmenizi,(ortasında) gülmenizi ve derin bir nefes almanızı, (sonrasında) durumu önemsizleştirmenizin bu duruma yardım ettiğini söylerker öyle derler.
Bir çocukla bir yetişkinin korkuları arasındaki fark işte bu;
Çocuklar gerçeküstü şeylerden, uçan gizemli adamlardan, gardıroptaki canavarlardan korkarlar ama anneleriyle babalarının onları dünyadaki kötülüklerden koruyacaklarına inandıkları için yeniden uykuya dalarlar. Karanlık pencerenin ötesinde pusuya yatmış gerçek tehlikeli yaratıklardan bihaberdirler çünkü. Kara adam ya da olabilecek en korkunç canavardan daha karmaşık olan korkuları bilmezler. Çünkü bu canavarlara bir ad koymak için ne kadar uğraşırsak uğraşalım onların ne yüzleri vardır ne de ete kemiğe bürünmüşlerdir.
Fobi nedir? Bu soruya yanıt verirken Hesnard'ın son kitabı temel alacağız: "Fobi, (bireyin dışında her şeyi tanımlayan en geniş anlatımıyla) bir nesnenin ya da dolaylı olarak durumun yarattığı kaygılı korkunun nitelediği bir nevrozdur." Doğal olarak, bu nesnenin belli görünümlere bürünmesi gerekecekter. Hesnard'ın söylediğine göre korku ve tiksinti uyandırması gerekir. Ama burada bir güçlükle karşılaşırız Charles Odier fobiyi anlamak için kalıtımsal yönteme başvurulup şöyle yazar: "Her türlü kaygı annenin yokluğuna bağlı öznel bir güvensizlik duygusundan kaynaklanır." Yazara göre, bu yaklaşık ike yaşında gerçekleşir.