19. asırda, bazı geometri bilginleri Öklid postulatını dikkate almayarak bir geometri vücuda getirmeyi denediler. Böyle bir şeyin yapılabileceğini mümkün gördüler. Klasik geometri kadar rabıtalı geometriler kurdular. Bu gibi bilimlerden, bir kere ilkeler kurulunca, bu ilkelere göre zorunlu olan ve zinciri kesilmeden devam eden bir sıra ilmî önermeler çıkar.Mühim müşâhede. Artık imkân sahasında bir değil, birçok geometriler var. (…) Ne geometrinin ne de mekaniğin teklifleri kendilerini mutlak bir sûrette gösteremezler; bunlar başlangıçtaki a priori (kablî) farz edilişlere göre ancak zarûrîdir. Matematik ilimler bağıntılı (izâfi-göreli) içinde mutlaktırlar; bağıntılılığın dışında mutlaklıkları yoktur...
(Andre Cresson , Felsefe Meselelerinin Bugünkü Durumu, s. 35-86)
(...) Hendesî prensiplerimiz dahi tecrübeden gelen hakikatler değildir. Bunlar îtibârî-farazîdir. Şu mânâda îtibârî ki istersek daha başkalarını da vücuda getirebiliriz; bununla beraber bu îtibârî esaslar faydalıdır, çünkü zihnimiz için elverişlidir. Gerçekten bunlar, tabiat hâdiselerini, bu vak'aları sınıflayacağını, hesaplayacağını ve daha vukua gelmeden önce faydalı sûrette göreceğini tasavvur ettiğimiz mekanik kurmamıza imkân verirler.
(Andre Cresson , Felsefe Meselelerinin Bugünkü Durumu, s. 35-86)
Geometriyi ve doğru yerde doğru açıyı oluşturmayı; o çizgiyi oraya çezmek nereden aklıma gelecekti demek için her kuralı farklı şekil ve objelerle bağlamayı öğrenmelisin. Bu öğrenmedeki ilk adımlardan biri.