Hapishane değil, ilk hapis, Adem Peygamberle başlamıştır. Hapsetmek, hacr, yani yasak etmek mânasına gelir. Allah, birini, insanların kendisiyle düşüp kalkmasından menedince, ona boyun eğer; bütün müminler de, o adama yaklaşmazlar, her türlü ihtilât ve muameleden kaçarlardı. Hal böyle olunca, tabiî olarak, ne duvar, ne hücre, ne de odaya lüzum görülürdü. Allah ne zaman ve ne işde tevkif emrettiyse, mümin suçlu, evinde veya başka bir yerde kendisini hapsetti; ve bu itaat ve inkıyattan dolayı hapishaneye ihtiyaç duyulmadı. Peygamberimiz (salât ve selâm O'na olsun) zamanında Kaab İbn-i Zübeyr bir suç işledi; ve bunun üzerine Kainatın Efendisi onu ihtilattan menettiler. Kâab, bulunduğu mevkide kaldı. Nâdim ve pişman oldu, affını diledi ve affedildi. Mübarek Peygamber hırkasına da nail oldu. İşte o zamandan beri hapis, din icaplarından olmuştur. Kavimlerin, şahısların, adetlerin, zamanların, mekânların, cürümlerin değişmesiyle birçok hapis tarzı ve hapishaneler çıkmıştır. Emeviler, Abbasîler zamanlarında hapis, evlerde icra edilirdi. Allaha itaat ve inkıyat azaldıkça, cebrî muhafaza tedbirleri çoğaldı ve ayrı hapishaneler bina edildi. İslâmiyette hapis, sadece Allah emriyle tevkiften, hali üzere durdurmaktan ibaretti. Tevkifhaneler Emevî ve Abbasî melikleri devrinde ve onlardan da sonradır.