Doğum öncesi dönemden başlayarak çocukların beslenmlerinde "polyunsaturated" yağ asitleri, Omega-3'ün olması çocukların zekâsını standart bir IQ testinde yaklaşık olarak 3,5 puan arttırıyor. Ortalamanın 100,standart sapmanın da 15 olduğunu düşünürseniz bu 3,5 puanlık artış hiç de yabana atılacak bir kazanım değil. Bu yağ asitleri çocukların zekâ gelişiminde temel olan sinirsel hücrelerin gelişimine katkıda bulunuyor.
Ama ben zekanın tek başına hiçbir anlam taşımadığını öğrendim. Burada, sizin üniversitenizdeki zeka, eğitim ve bilgi büyük idoller haline gelmiş. Ama şimdi biliyorum ki, hepimizin atladığı bir şey var: Sevgi ve şefkat eli değmeyen zeka ve eğitim peş para etmez. Sevgi alma ve sevgi verme yeteneğinden yoksun olan zeka, zihinsel ve ahlaki çöküşe, nevroza ve muhtemelen psikoza bile yol açar.
Son yıllarda yapılan uluslararası IQ değerlendirmelerinde ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının IQ ortalaması 89 ile 90 arasında bulunmuştur. Bunun nedeni basittir: Türkiye rahat besleyebileceğinden fazla bir nüfusa sahiptir ve bu nüfus her yıl âdeta patlama şeklinde artmaktadır, Türkiye’de eğitim her düzeyde çok, ama çok fenadır ve giderek daha beter bir hâl almaktadır. Bu eğitim yaratıcılığa değil, ezberciliğe ve biat kültürü oluşturmaya yönelmiştir; okula veya üniversiteye gitmekten maksat öğrenmek değil, diploma kapmaktır.
Bazı toplumlar insanlık ortalaması olarak kabul edilebilecek bir 100'ün üstünde, bazıları ise altında kalmaktadırlar. Her toplumda da zeka dağılımı belli bir çan eğrisi görünümü sunar. Gelişen toplumsal
şartlar, haberleşme, yükselen eğitim düzeyi gibi nedenlerle her on senede bir IQ ortalamasının yeniden ayarlanması gerekmektedir, zira bu ortalama sürekli yükselmektedir (Flynn etkisi). Beslenmesi yeterli ve dengeli, ortamı huzurlu ve eğitimi iyi olan toplumlara ait bireylerin, kötü beslenen, sürekli huzursuz bir ortamda yaşayan ve kötü eğitim alan bireylerden oluşan bir toplumun bireylerinden daha yüksek IQ'larının olması bu nedenle şaşırtıcı değildir.