Bir misal:
Allah’ın Resûlü namazdayken, Hazret-i Âişe mukaddes çehrede minicik bir kan izi görür ve onu parmağıyla silip alır. Bunun üzerine Kâinatın Efendisi namazlarını keserler ve yeniden abdest alıp namazı iade ederler. Bu vaziyette ortada bir abdest bozulması olduğuna göre, bozucu âmîl nedir? Hafifçe yayılmış olan kan mıdır, yoksa nikâhı düşen kadın elinin erkek cildine teması mıdır?
İmam-ı Âzam’a göre kan, İmam Şâfiî’ye göre ise cildin cilde teması… Bakın, ne incelik ve her iki taraf hesabına ne güzel bir görüş!..
Bu misaldeki hikmeti, bütün ihtilaf noktalarına tatbik edebiliriz.
İtikadî mezhepler arasındaki fark da böyledir. Birinde, îman inmez, çıkmaz; neyse odur. Öbüründeyse azalır, çoğalır. Bu azalma ve çoğalmayı incilâ (parlaklık) farkı diye anladık mı, yine ortada ayrılık ve aykırılık diye bir şey kalmaz.
Gerisi de böyle...
O hâlde, amelde dört ve itikatta iki mezhep, bir “bütün” belirtir ve “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” yolu olarak tekleşirler.
İşte bunlardır ki, İslâm vücudunun derisinde mikropların nüfuz etmesine mâni her temizliği yerine getirmişler, hiçbir port d’entrée (giriş kapısı) bırakmamışlardır. Kendilerinden evvelki sapık telakkîleri yerle bir ettikleri gibi, istikbale ait oluşların da nirengi noktalarını heykelleştirmişler, iyi ve kötünün mîzan üssünü kurmuşlardır.
Bundan böyle içtihâd, ancak bunların kurduğu binaya yeni katlar çıkarak olabilir ki, o da içtihâd değil, şer‘î tatbik ve yenileme mânâsına alınabilir.