(...)Arada bir derin bir uykudan uyanır gibi oluyor toplum, rasgele tedaviye kalkıyor yaralarını, daima geç, daima dağınık bir tedavi. O kutsal kâr ekonomisine dokunacak her tedbir peşinen yasak. İnsan "oturulmaz"da oturuyor, her şey üst üste... Sinir hastalarının, dilsizlerin medeniyeti; yaşadıkları yer, şehir değil çöl. Bir araya gelmeleri için hiçbir şey düşünülmemiş.
Sadâkat, mes'ûliyet, söz verme, itimat ve irtibat gibi zaman alan uygulamalara tövbe ediyoruz! Geçicilik, kısa vâdecilik ve tutarsızlık hayata hâkim oluyor...
(...) Üstelik bahsi geçen vaatler, yirminci yüzyılın eşiğine gelindiğinde şiddetli bir ruhi bunalıma ve medeniyet krizine dönüşür.Bilhassa II. Dünya Savaşı, bu devâsâ inşâ sürecinin temelden sarsıldığı bir kırılma noktasına işaret eder. Değişmez hakikatlerin, kâinat çapındaki o yüce ahlâk yasalarının ve akıl rehberliğindeki ilerleme inancının, patlak veren iki büyük dünya savaşıyla birlikte nasıl kanlı bir harabeye dönüştüğü herkes tarafından görülmüştür. Aşırı rasyonelleşmenin ulaştığı uç noktalar, yıkıcı silahların üretimi ve sistematik kıyımlar gibi felâketler ile sonuçlanmıştır. Aklın ve aydınlanma ideallerinin insanlığa mutlak bir ilerleme, barış veya refah getireceği yönündeki inanç, savaşın yol açtığı emsalsiz yıkımlarla büyük bir hüsrana dönüşmüştür.Friedrich Nietzsche'nin 19. asrın sonlarında attığı feryat, aslında yaklaşan bu devâsâ çöküşün çok önceden haber verilmesidir. Nietzsche, değişmez varlık inancını zehirli bir hastalık, insanın yaşam enerjisini sülük gibi emen bir nihilizm türü olarak değerlendirir. "Tanrı öldü" derken kastettiği şey yalnızca teolojik bir inancın son bulması değil, aynı zamanda bütün metafiziğin yüzyıllardır sırtını dayadığı o nihâî, değişmez, mutlak hakikat merkezinin onarılamaz biçimde yıkılışıdır.Nietzsche felsefesinde oluş, akış ve durmak bilmeyen değişim esastır; sabit varlık ise insanın belirsizlik karşısında duyduğu derin korkuyla kendi kendine uydurduğu devâsâ bir yalandan ibarettir.O, Herakleitos'un "Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz" sözünü yeniden canlandırarak, Modernizmin üzerine gururla oturduğu o sabit zemini paramparça eder. Hakikat artık bir köşede bulunmayı bekleyen sabit bir nokta değil, sürekli yeniden yaratılacak, eylemlerle ve irâdeyle var edilecek canlı bir süreçtir.
-REHA KANSU, "Modernizm'den