Diyelim ki
biz öldük, siz kaldınız.
Diyelim ki kurudu ormanlar,
nehirler, yuvalarında kuşlar.
Diyelim ki
ateş olup küller üfürdünüz memlekete.
Baktınız,
kalmamış yakacak tek bir ağaç,
sönmeyen ocak, akacak tek damla gözyaşı.
Sonra?
Geçip ortasına ölümün
düğün mü kuracaksınız?
Diyelim ki kurdunuz,
külden ağaçlar, uçmayan kuşlar,
ağıtlar, bu ziftli yaslar sarmışken toprağı
mutlu mu olacaksınız?
Bize nasip bunca kalp ağrısından
size tatlı huzurlar kalır mı dersiniz?
Yazık!”
Bu meret öyle bir merettir ki, acıyla içilir, tatlıyla içilir,
neşeyle içilir, ağlayarak içilir, kavunla içilir, peynirle içilir,
ikisi beraber çok güzel içilir yemekle içilir, mezeyle içilir, suyla içilir,
susuz içilir, sodayla içilir, şalgamla içilir.
Ama işte, bir tek adam olmayanla içilmez...
Nazım Hikmet
open.spotify.com/track/0MTWY6gyL...
“Bana bak Raşit, senden ve kızımdan bir recam var, biraz utanıyorum ama kusura bakmayın, hani peşin söyleyeyim ki herhangi bir sebepten dolayı olmasa da gücenmem, mesele şu, eğer yeni doğacak çocuğun oğlan olursa ismini Nâzım koyun. Ama dedim ya, önceden verilmiş sözünüz ve başka icaplar varsa, isteğimden vazgeçerim. Ama mahzur yoksa, senin ve kızımın oğluna benim adımı konması beni sahiden tasavvur edemeyeceğiniz kadar bahtiyar edecek.”
“Ger dilersen ki kalmasın efkâr
Hakkı zikret ki dil dola envâr
Kim ki mest etmez anı zikrullah
Aşkı münkirdir itse de ikrâr
Kıl anı bir bahâne ile burun
Tâ derûn ola menbâ-ı esrâr
Der kenâr eyle ortadan kendin
Sen sana hoş sarıl heman ey yâr
Ehl-i dil hırs u şehveti hoşdur
Oldu makbûl u hûb çun gül u hâr
Sûretâ şehvet ise mânâda
Misl-i nâr-ı Halîldir gelir dile hâlet
Hakkı zikr eyle Hakk’ı leyl u nehâr”
Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da hattâ Sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte yaani yürek de Nazım Hikmet Ran