Kitap, üniversite yıllarındaki hocası Morrie Schwartz’ın ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenen yazarın, onunla her salı günü yaptığı derin, samimi ve hayatı sorgulatan sohbetleri anlatıyor. Morrie’nin yaşam, ölüm, sevgi, affetme, mutluluk ve anlam üzerine verdiği öğütler, sadece bir öğrencinin değil, aynı zamanda her okuyucunun kalbine de dokunuyor. Kitap, ölümle yüzleşmenin aslında yaşamı daha bilinçli ve dolu dolu yaşamak için bir fırsat olduğunu gösterirken, sade anlatımıyla evrensel değerlere dair unutulmaz bir içsel yolculuğa dönüştürüyor. Mitch Albom’un kalemiyle şekillenen bu gerçek hikâye, bir öğretmenin öğrencisine verdiği en büyük dersin, yaşamın ta kendisi olduğunu çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Özellikle bu kitabı çok sevdiğimi söyleyebilirim :))
"Özgür kaldığımda," dedi, "kendi tarikatımı kuracağım. İşkencecilere misafir olduğum dönemde bana vahiy geldiğini herkese anlatacağım. Bana kulak vereceklerdir."
Öğretilerinin ne olacağını sordum.
"Öbür dünya veya agathodaemon diye bir şey olmadığını anlatacağım. Ölünce zihnin sönüverdiğini, tıpkı uykudaki gibi, ötesinin olmadığını."
Güzel evlerde yaşayın,
derinlikli düşünün
ve herkese iyi olun.
Sözlerinizi tutun,
adil yasalar koyun,
doğrulukla hareket edin
ve her işi vaktinde bitirin.
Rekabete girmediğiniz sürece
hataya da düşmezsiniz.