İlginç bir kitapta Rudolf Kleinpaul (1898), yaşayanla ölen arasındaki ilişkiye ışık tutmak için ruhlara olan eski inancın uygar ırklardaki kalıntılarından yararlanmıştır. O da cinayet şehvetiyle dolu ölülerin, yaşayanları peşinden sürüklediği sonucuna varmıştır. Ölüler öldürülmüştür; ve bugün ölüyü temsilen kullandığımız iskelet, kendilerinin de öldürenler oldukları gerçeğine karşılık gelir. Aralarında bir su tabakası bulunmadığı sürece, yaşayanlar, ölülerin saldırıları karşısında kendilerini güvende hissetmezler. İnsanların, ölüleri adalara veya nehirlerin karşı kıyılarına gömmeyi tercih etmesinin nedeni işte budur; bu da karşılık olarak, “Burada ve Ötede [karşı yakada]” gibi ifadelerin kökenidir. Daha sonra ölünün kötülüğü azalır ve içerlemeye hakkı olan —örneğin kötü ruha dönüşerek katillerinin peşinden gidenler, ya da arzuları doyurulmadan ölen gelinler gibi— özel durumlarla kısıtlanır. Ama Kleinpaul, başlangıçta bütün ölülerin vampir olduğunu, hepsinin yaşayanlara karşı çekemezlik duyduğunu ve onları yaralamaya, canlarını almaya çalıştıklarını söylüyor. Kötü ruh kavramı ilk kez cesetlerden kaynaklanmıştır.
İnsanların ismi bir insanın kişiliğinin temel bir parçası ve önemli bir varlığı gibi değerlendirdikleri gerçeğini göz önüne alırsak, bu tabu daha az şaşırtıcı olacaktır: onlar kelimeleri her anlamda şeyler gibi değerlendirir. Başka bir yerde de dikkati çektiğim gibi,21 kendi çocuklarımız da aynı şeyi yapar. İki kelime arasındaki benzerliğin bir anlamı olmadığını kesinlikle kabul etmek istemezler; eğer iki şey benzer sesli isimlerle çağrılı-yorsa, bunun, aralarında derinlerde yatan bir ortak noktanın varolduğu anlamına geldiğini düşünürler. Uygar bir erişkin bile kendi davranışının bazı özgünlüklerinden, özel isimlere önem atfetmekten sandığı kadar uzak olmadığını ve kendi adının kişiliğiyle belirgin ölçüde birleştiğini anlar. Psikanalitik uygulama da isimlerin önemi konusunda bilinçsiz ruhsal etkinliklerde bulduğu kanıtlarla bunu sık sık doğrular.22
Beklendiği gibi, saplantılı nevrotikler de isimlerle ilişkili olarak tıpkı vahşiler gibi davranır. Diğer nevrotikler gibi onlar da belli kelimeleri ve isimleri telaffuz etmeyle veya duymayla ilgili olarak yüksek bir “kompleksif duyarlılık”23 sergilerler; ve kendi adlarına yönelik tutumları çeşitli ve birçok durumda ciddi ketlemeler yaratır.