"Köylüler için kullanılan sözcükler alçaklık ve ahlaksızlık kategorisinden ikinci bir anlam kazandı; örnekler arasında boor (hödük) aslında, tıpkı Almanca Bauer ve Hollandaca boer gibi, sadece "çiftçi" anlamına gelir; villain (kötü adam) Fransızca serf ya da köy sakini anlamında vilein sözcüğünden türetilmiştir; churlish (yontulmamış) İngilizce avam anlamında churl sözcüğünden türetilmiştir; vulgar (kaba) aslında, vulgate terimindeki gibi sıradan, yaygın anlamına gelir ve aslında aristokratlar dışındakileri ifade eden ignoble (soysuz). Netameli işlerle ve maddelerle ilgili sözcüklerin çoğu tabu sayıldı. İngilizler geçmişte My God! (Tanrım) ve Jesus Christ! (Yüce İsa) türünden ifadelerle, doğaüstü güçleri çağırarak küfrederlerdi."
“Tabu sınırlamaları dinî ya da ahlâki sınırlamalardan farklıdır. İlahi bir kurallar silsilesine bağlı değillerdir fakat kendi kendilerini dayattıkları söylenebilir. Gereklilikleri için herhangi bir sebep vermemeleri sebebiyle belli yasaklar getiren hiçbir sisteme ait olmamaları, tabu sınırlamalarını ahlâki sınırlamalardan ayırır. Hiçbir temelleri yoktur ve kökenleri de bilinmemektedir. Bize anlaşılmaz gelmekle birlikte, tabunun hükmettiği kişiler bu sınırlamaları gerçek kabul eder.”
Eğer ataerkil sistem biyolojik olgular yerine temelsiz mitler üzerine kuruluysa (tıpkı bugün kanıtlanmakta olduğu gibi), bu sistemin istikrarını ve evrenselliğini nasıl açıklayabiliriz?
Yahudi halkı, Musa’nm getirdiği Aten dinini terk ederek komşu halkların Baalim’inden [yerel tanrılardan] pek farklı olmayan bir başka tanrıya tapmaya başlamıştır. Sonraki hiçbir kasıtlı çaba bu utanç verici olguyu gizleyememiştir. Ama Musa dini hiç bir iz bırakmadan ortadan kalkmamıştır; buna ilişkin bir tür bellek —belki de bulanık ve çarpıtılmış bir sözlü gelenek— varlığını sürdürmüştür. Büyük geçmişe ilişkin işte bu sözlü gelenek sanki alttan alta işleyişini sürdürmüş, insanların kafasında giderek daha çok yer etmiş ve sonunda tanrı Yehova’yı Musa tanrısına dönüştürmeyi ve yüzyıllar önce getirilen ve terk edilen Musa dinini yeniden canlandırmayı başarmıştır. Böyle bir sözlü geleneğin unutulması ve bir halkın ruhsal yaşamında böylesine güçlü bir etki yaratması bizim için bilinmedik bir düşüncedir. Burada kendimizi rahat hissetmediğimiz Grup Psikolojisi alanına gireriz. Farklı alanlarda da olsa, en azından benzer yapıdaki olgular için analojiler arayacağız.
İngiliz Columbia’da Shusvvaplar arasında yas dönemindeki dullar tecrit edilir; kendi kafalarına veya bedenlerine dokunulmaları yasaktır; kullandıkları kapkacağı bir başkası kullanamaz... Hiç bir avcı yas tutanlara yaklaşmaz, çünkü varlıkları uğursuzluk getirir. Gölgeleri birinin üzerine düştüğü taktirde, anında hastalanacaktır. Yatak ve yastık için dikenli çalılar kullanılır... yataklarının çevresine de dikenli çalılar serilir.15 Bu son önlem, ölen kişinin hayaletini uzak tutmak içindir. Bir başka Kuzey Amerikan kabilesindeki bir uygulama bu amacı çok daha net gösterir: kocanın ölümünden sonra “dul kadın, kocasının hayaletinin onunla cinsel ilişki kurmasına engel olmak için birkaç gün süreyle kuru ottan yapılan bir don-giysi giyer.”16 Bu da “mecazi anlamdaki” temasın, her şeyden önce bedensel temas olarak anlaşıldığını düşündürür, çünkü ölen erkeğin hayaleti yakınlarından ayrılmaz ve yas döneminde etrafta “dolaşmaktan” vazgeçmez.